Kategoriler
Genel

29.11.2020: Bülten.22

Üretim ve ihracat yapan firmalar üzerinde önemli etkileri olacak Yeşil Mutabakat (Green Deal) bu haftanın gündem konusu. Haftanın enerji, otomotiv ve imalat alanındaki gelişmelerine birlikte göz atıyoruz.

Mühendishane’nin 22. bülteninden merhaba. Bu hafta maalesef yine çok sıkıcı bir konuyu ele alacağız: Sıkıcı diyorum, çünkü bu konuların popüler olabilecek ya da bizleri eğlendirecek bir tarafı yok. Ama birilerinin bu gelişmelerin farkında olması gerekiyor. Birilerinin bu gelişmelerin Türkiye için ne anlama gelebileceğini görüyor ve çalıştığı kurumlarda, temas ettiği insanlarda bu farkındalıkları yaratabilmek adına gayret göstermesi gerekiyor. Bu “birilerinin” bu bültenlerin takipçileri olabileceği ümidiyle, ben de önemli olduğuna inandığım konuları gündeme taşımaya çalışıyorum.

22. bültende pek farkında olmadığımızı, pek yakından takip etmediğimizi düşündüğüm, ancak sanayimiz üzerinde ciddi etkileri olabilecek Yeşil Mutabakat (Green Deal) üzerinde duracağız. Lafı fazla uzatmadan başlayalım.

İklim krizi seyretmekle yetindiğimiz tek problem değil.

Gündem

Yeşil Mutabakatın ne kadar farkındayız?

AB’nin gündemindeki Yeşil Mutabakat, ihracat yapan üretim şirketlerimizi olumsuz yönde etkileyebilir.

Konu nedir?

Avrupa Birliği sürdürülebilir bir gelecek için bir Yeşil Mutabakat çalışması yapıyor. Çalışmanın amacı, 2050 senesinde AB’nin iklim krizine katkısını nötrlemek için, sera gazı salımlarının belirli bir program çerçevesinde azaltılmasını sağlamak.

Fabrika bacalarına filtre takmak gibi mi?

Hayır, bu çalışmanın kapsamı çok daha geniş. Sadece bir takım önlemlerin alınmasından ziyade, yeni bir uluslararası ticaret sistemi kurgulanıyor desek, daha doğru bir ifade olur.

Biraz açabilir miyiz?

Konunun odağında ticaret düzenlemeleri var: Öncelikli hedeflerden bir tanesi, Avrupa ülkelerinden karbon kaçağını azaltmak. Bunu başarmak için ticarette yeni vergiler ve tarife dışı engellerden oluşan, kapsamlı bir ticaret sistemi revizyonu üzerinde çalışılıyor.

Karbon kaçağı ne demek?

Bir ülkenin karbon salımını azaltmak için aldığı bir önlem, başka bir ülkenin salımını arttırıyorsa, buna karbon kaçağı (carbon leak) adını veriyoruz.

Önceki bültenlerde de bahsetmiştim: Avrupalı ülkelerin yüksek sera gazı salımı nedeniyle çimento üretimini Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelere ötelemelerini, karbon kaçağına bir örnek olarak gösterebiliriz. Dışarıdan tedarik sayesinde AB’nin üretim kaynaklı salımları düşük görünse de, bu çimentoyu satın alıp kullandıkları için tüketim kaynaklı salımlarında pek bir iyileşme göremiyoruz.

Bu sadece çimento üretiminde görülen bir durum mu?

Hayır. Bu mutabakat çerçevesinde incelemeye alınan birçok ana ve alt sektör bulunuyor. Mercek altında olan sektörlerin listesini burada görebilirsiniz.

İmalat sektörleri de bunların içinde mi?

Evet. Artık ihraç ettiğimiz ürünlerin üretiminde salınan sera gazı miktarını da dikkate almamız gereken bir sürece adım atıyoruz.

Sera gazı da mı vergilendirilecek?

Konunun geldiği nokta burası: Evet, artık ihracat içindeki sera gazı salımı da faturalandırılacak. TUSİAD’ın yaptığı değerlendirmeye göre, ton başına karbon eşdeğeri (CO2-eq) emisyon hakkı birimi 30 € kabul edildiği taktirde, 2018 senesinde Türkiye ihracatının maruz kalabileceği toplam karbon maliyeti 478 milyon € düzeyinde görünüyor. Üretime girdi olarak kabul edilen elektrik ve çelik gibi ara mallar da dikkate alındığında (aşağıda kapsam 2) bu fatura 1.085 milyon € düzeyine çıkıyor. Eğer ton başına karbon fiyatı 50 € olursa, nihai ürün kaynaklı emisyonlar dikkate alınırsa fatura 797 milyon €, ara girdilere ait salımlar da dikkate alınırsa 1.809 milyon € düzeyine çıkıyor. Bunlar kolay hazmedilecek faturalar değiller.

Ton başına karbon eşdeğeri (CO2-eq) karbon emisyon hakkı 30 € kabul edilerek yapılan bir değerlendirmeye göre, 2018 senesinde Türkiye ihracatının maruz kalabileceği toplam karbon maliyeti tutarı 478 milyon € olacak (kapsam 1). Üretime girdi olarak kabul edilen elektrik ve çelik gibi ara mallar da dikkate alındığında (yukarıda kapsam 2) bu fatura 1.085 milyon € olacak. Kaynak: TUSİAD.

Yeşil Mutabakatın Türkiye açısından önemi

TÜSİAD geçtiğimiz haftalarda yayımladığı Ekonomik Göstergeler Merceğinden Yeni İklim Rejimi Raporunda bu konuyu ayrıntılı bir şekilde ele aldı.

Raporda öne çıkan başlıklar neler?

AB’nin karbon kaçağını azaltmak adına sınırda karbon düzenlemesi (SKD) mekanizmasıyla uygulayacağı ticaret vergilerine ve tarife-dışı engellere yer veriliyor.

Ne oranda bir vergiden bahsediyoruz?

Raporda sunulan senaryolara göre, karbon fiyatının 30 ya da 50 €/ton olmasına bağlı olarak ihracat yapan firmaların karbon üretmeye devam etmeleri durumunda aşağıdaki oranlarda ek tutar ödemeleri öngörülüyor:

  • Çimento: %13,2 – %22,0
  • Demir – çelik: %1,7 – %2,2
  • Kimya: %1,1 – %1,9
  • Otomotiv: %0,7 – %1,2

Bu kesintiler milli geliri ne düzeyde etkiler?

Karbon fiyatının ton başına 30 € ya da 50 € olmasına bağlı olarak milli gelirde %2,7 ya da %3,6 düzeyinde bir düşüş olması öngörülüyor.

Biz de Yeşil Mutabakata uyum sağlayamaz mıyız?

Yukarıdaki senaryolar, Türkiye’nin Yeşil Mutabakata uyum sağlamak adına bir faaliyet yapmadığı durumlar için geçerli elbette. Türkiye’nin bu dönüşüme uyumlu bir politika demetini hayata geçirmesi durumunda ele alınan senaryoya göre:

  • Karbon salımı üzerine ulusal düzeyde bir sınır getirilecek.
  • Yüksek salım yapan şirket ve sektörler, daha düşük salım yapanlardan karbon salım hakkı satın almak durumunda kalacak.
  • Karbon kotası permi gelirleri üretici şirketlere tekrar dağıtılacak. Şirketler bu kaynağı yeşil dönüşüm için bir yatırım fonu olarak kullanabilecek.
  • Bu senaryoya göre milli gelir baz senaryoya göre %2,8 oranında artacak.
  • Cari açıkta %13, karbon salımında ise %21 üzerinde düşüş görülecek.

Rakamlar fena görünmüyor?

Evet. Bu dönüşüm birçok açıdan zorlayıcı olacak. Ama raporun verdiği ana mesaj, yeşil dönüşüm stratejisiyle salımlar azaltılırken, üretim ve istihdamın da arttırılabileceği, yani bu dönüşümün sadece kayıplardan ve maliyetlerden ibaret olmak zorunda olmadığı yönünde.

Nasıl daha fazla bilgi alabilirim?

TUSİAD raporuna bu bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz. Eğer bu konudaki destekler hakkında bilgi almak isterseniz Ufuk2020 Yeşil Mutabakat Çağrı Programına buradan ulaşabilirsiniz.


Abone olun

Merhaba. Ben Arda ÇetinMühendishane Akademi projesinin bir uzantısı olarak başladığım eğitim ve kariyer bültenlerinde, alışageldiğimiz klişe ve banal “kariyer tavsiyeleri” yerine, dünyanın nabzını birlikte tutup, krizlerin kucağına düşmüş bir dünyada anlamlı bir eğitim ve kariyer yolculuğunun yol haritasını nasıl çizebileceğimizi birlikte düşünelim istiyorum.

Henüz abone olmadıysanız, Pazar sabahları yayımlanan haftalık bültenleri e-posta yoluyla almak için aşağıdaki kutuya e-posta adresinizi girebilirsiniz.


Güncel trendler ve öne çıkanlar

Teknoloji ve sanayi

Tesla’dan sonra bir haber de Corvette’den. (Resim: FFJournal)

Alüminyum yüksek basınçlı döküme geçiş haberleri devam ediyor: Takip edenler hatırlayacaktır: 16. bültende Tesla’nın araç gövdesini dökümle tek parça halinde üreteceğine dair bir haber paylaşmıştım. Benzer bir haber bu sefer Corvette’den geldi: Çelik parçaları MIG kaynağıyla birleştirmek yerine alüminyum yüksek basınçlı dökümü tercih eden Corvette, Tesla gibi yekpare bir gövde elde etmek yerine, ayrı alüminyum parçalar üretip lazer kaynağı, yapıştırıcılar ve civatalar ile bu parçaları birleştirme yoluna gidecek. [Link @FFJournal, İngilizce]

3D yazıcılar ağırlık problemini çözmek için bir aday olabilir mi? Parçaları hafifletmek birçok sektör için öncelikli konulardan bir tanesi. Bir örneğini bisiklet yapımında da görüyoruz: Ralf Holleis adında Alman bir bisiklet yapımcısının, part-time bir uğraş olarak tasarladığı ve 3D yazıcılarla ürettiği bir bisiklet Purmundus Challenge tasarım ödülünü kazandı. 3D yazıcıların tasarımcılara sunduğu özgürlükleri görmek açısından önemli bir haber. Ancak sanayi ve imalat perspektifinden baktığımızda, 3D yazıcıların hafifletme alanında sağlayabileceği olanakları da görmemiz gerekiyor. Üretim hızının hala istenen düzeyde olmaması nedeniyle, bu teknolojiyi henüz seri üretim alanında göremiyor olduğumuzu da vurgulamakta fayda var. Zaten haberde de, bu teknolojinin sadece özel tasarım bisikletler için uygun olduğu ve seri üretime henüz hazır olmadığı belirtilmiş. [Link @All3Dp, İngilizce]

Çin hidrojende kararlı: Siz de görmüşsünüzdür: Elon Musk pil yerine hidrojen yakıt pillerinin kullanılmasını “aptallık” olarak değerlendiriyor. Temel argüman sadece performansa değil, çevresel endişelere de dayanıyor: Hidrojen yakıt pilleri CO2 salımına yol açmadıkları için temiz olarak nitelendiriliyorlar. Ancak hidrojenin nasıl üretildiğine baktığımızda farklı bir tabloyla karşılaşıyoruz. Sanayide kullanılan hidrojenin %95 gibi bir kısmı fosil yakıtlardan üretiliyor ve CO2 salımına yol açıyor. Elektroliz ile üretmeyi tercih etseniz, elektrik harcıyor ve yine salım yapıyorsunuz. Üstelik bir de üretilen hidrojenin taşınması ve depolanmasına dair zorlukları dikkate aldığınızda, Elon Musk’ın sert görüşlerini neye dayandırdığını anlayabiliyorsunuz. Peki Çin bu durumu göremiyor mu? Elbette görüyor. Ancak önceki bültenlerde bahsettiğim güneş ve rüzgar gibi yenilenebilir kaynaklardan hidrojen üretimine dair verimsizliklerin giderilmesi durumunda bu durumun değişeceğini düşünüyorlar. Çin’in bu kararının bir diğer gerekçesi de ağır vasıtalar. Toyota’ya benzer şekilde Çin’li üreticiler de hidrojen yakıt pillerinin ağır vasıtalar için daha uygun bir opsiyon olduğu görüşünde. [Link @FuelCellsWorks, İngilizce]

Akademi ve bilim dünyası

The Martian adlı filmde Matt Damon tarafından canlandırılan Mark Watney’in Mars’ta sebze yetiştirdiğini izlemiştik.

Mars’ta tarım düşünülenden zor olabilir: Bu haber sadece The Martian’da gördüğümüz bir sahneyle ilgili değil: Mars’ta insanlara ait bir geleceğin mümkün olabilmesi için kendi kendine yeten bir gezegen yaratılması gerektiğine dair Elon Musk’ın da çeşitli beyanlarını biliyoruz. Ancak akademik araştırmalar henüz bu yönde umut verici sonuçlar göstermiyor. Mars’ın toprak örtüsünü taklit etmek amacıyla Hawaii ve Mojave Çölünden alınan kum örneklerinde yapılan deneyler, bu tür kirli toprakların sebze yetiştirmek açısından uygun olmadığını gösteriyor. Bunun başlıca nedeni, dünyamızdaki toprağın sadece kumdan ibaret olmaması: Toprağın içinde bulunan çeşitli mikrorganizmalar ve diğer çeşitli organik bileşenler, bitkilerin ve sebzelerin yetişebilmesi açısından önemli. Ancak Mars toprağının sadece kum, ezilmiş taş ve kaya parçalarından ibaret olması, bizim anladığımız anlamda tarımcılığın pek kolay yapılamayacağını gösteriyor. [Link @Icarus, İngilizce. Görüntülemek için üyelik gerekiyor.]

Erdal Arıkan

Wired’da bir Türk bilim insanı: Bu tür gelişmeler gerçekten mutluluk verici: Bilkent Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği bölümü öğretim üyelerinden Prof. Erdal Arıkan’ın çalışmaları dünyaca ünlü Wired dergisine konu oldu. Polar codes üzerine hazırlanan makaleyi Wired üzerinden okuyabilirsiniz. [Link @Wired, İngilizce]

Plastik paketleri döngüsel ekonomiye sokabilmemiz gerekiyor: Tek kullanımlık plastikler, gittikçe büyüyen atık problemi açısından büyük önem taşıyor. Tek kullanımlık plastiklere dair problemlerden bir diğeri de döngüsel ekonomiye dahil edilmelerinin oldukça zor olması. İngiltere’de 10 üniversite liderliğinde başlatılan ve 8 M£ bütçeye sahip bir proje, bu zorlukları aşmanın yollarını arıyor. Plastik atık yönetiminin döngüselliği, paket yiyeceklere dair yenilikçi çözümler ve gübreleşebilen plastiklerin kullanımı, projenin ana başlıklarını oluşturuyor. [Link @UKRI, İngilizce]

İklim ve sürdürülebilirlik

Kuzey kutbunda yakıt yasağı: Gemilerden yağ kaçaklarını engellemek için kuzey kutup bölgesindeki gemilerin ağır yakıt (heavy fuel oil, HFO) kullanılmasının yasaklanması, on yıllık bir gecikmenin ardından Birleşmiş Milletler tarafından onaylandı. Finlandiya, Almanya, İzlanda, Hollanda, Yeni Zelanda, Norveç, İsveç ve ABD tarafından sunulan bu önerinin kabul edilmesi güzel bir gelişme. Ancak bu yasağın kutup bölgesinde oldukça aktif olan Rusya’yı bağlamıyor olması, sağlayacağı fayda konusunda kuşku yaratıyor. [Link @ClimateChangeNews, İngilizce]

İklim krizini anlamak için ihtiyacınız olan en önemli değer: Earth System Science Data (ESSD) dergisinde Eylül ayında yayımlanan bir makaleye göre bu değer EEI, yani Earth Energy Imbalance (Dünya Enerji Dengesizliği). Anlaması çok kolay bir parametreden bahsediyoruz: EEI, dünyanın absorbe ettiği güneş enerjisiyle, dünyadan uzaya yansıyan enerji arasındaki farkı ifade ediyor. Bu dengesizlik artı yönde ise, dünyada enerjinin biriktiğini anlıyoruz (küresel ısınmasının nedeni de temel olarak bu zaten). Peki biriken bu ısı nerede depolanıyor? Aynı makalede sunulan verilere göre, 1971 – 2018 seneleri arasında 358±37 ZJ (yani ortalama 358.000.000.000.000.000.000.000 J) düzeyinde biriken enerjinin %89’u okyanuslarda depolandı (yukardaki tweet’de 1917 yazılmış, 1971 olması gerekiyor). Depolanan bu enerji miktarının tayin edilebiliyor olması, dünyanın ısınma hızının 0.47±0.1 W m−2 düzeyinde olduğunu değerlendirmemizi mümkün kılıyor. Makaledeki verilerin gösterdiği endişe verici noktalardan bir tanesi, ısınma hızının artarak devam ediyor olması: 2010 – 2018 yılları arasındaki verilere baktığımızda, ısınma hızının 0.87±0.12 W m−2 düzeyine çıktığını görüyoruz. [Link @ESSD, İngilizce]

Covid sonrasında dünyanın düzenini değiştirebilecek miyiz? Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres’in bu hafta yaptığı açıklamalarına göre bu sorunun cevabı evet olmak zorunda. Ancak gerçeklerimiz bu doğrultuda yol aldığımızı doğruluyor mu, ben pek emin değilim. Guterres’in açıklamalarına göre, Covid belasından kurtulduktan sonra odaklanmamız gereken konuların başında iklim krizi, sürdürülebilirlik ve döngüsel ekonomi geliyor. Geleceğe dair endişelendiğimiz kriz ve kıtlıkların temelinde, hızlı nüfus artışı, bilinçsiz tüketim ve dengesizlikler yatıyor. Covid’in belki bunlarla ne ilgisi var diye düşünebilirsiniz. Covid’in kaynağı farklı olsa da, yarattığı ekonomik sıkıntılar en çok dar gelirli kısmı zorluyor, eşitsizliği, dengesizliği daha çok ön plana çıkarıyor. (Ya da berberimin ifadesiyle “ne oluyorsa garibana oluyor”.) Bu vesileyle sizlere sürdürülebilirlik ve döngüsel ekonomi üzerine hazırladığımız MODE Team projesini tekrar hatırlatmak istiyorum. Öğrenmeye başlamak için hiçbir zaman geç değil. [Link @UN, İngilizce]

Çocuklarınızın ebeveynlerinize kıyasla sekiz kat az CO2 salımı yapması gerekiyor: Bizlerin almadığımız önlemler ve sorumluluklar, maalesef çocuklarımızın omuzlarına yükleniyor. Paris Anlaşmasının gerekliliklerini sağlayabilmemiz için, bugün doğan bir insanın ömrü boyunca yapabileceği salımın 1950 yılında doğan birine kıyasla sekiz kat az olması gerekiyor. İşin özeti şu: İklim krizine etkili çözümler üretilebilmesi için sera gazı salımlarının çok hızlı bir şekilde düşürülmesi bir zorunluluk. Bu bültenin gündem konusu olan Yeşil Mutabakat, bunun mümkün olabilmesi açısından önemli bir adım. Ancak bu mutabakatın uygulamaya geçirilmesinin kolay bir iş olmayacağı da bir gerçek. İşin kötü tarafı, bu zorluklarla esas yüzleşecek kişilerin bizim çocuklarımız olacak olması. [Link @CarbonBrief, İngilizce]


Haftayı kapatırken…

Bu haftanın gündem konusu olan Yeşil Mutabakat, Türkiye’de henüz yeterince anlaşılmış bir konu değil. Ancak özellikle üretim ve ihracat yapan sanayi kuruluşlarının etkisini önemli bir şekilde hissedeceği bir düzenlemeden bahsediyoruz. Yukarıda, demir-çelik sektörüne ortalama %2 düzeyinde bir karbon vergisi gelebileceğinden bahsetmiştim. Bu oldukça ciddi bir rakam. Çimento için bahsi geçen %20 düzeyindeki vergilerden bahsetmeye bile gerek yok.

Türkiye’de maalesef hala sürdürülebilirlik konularına mesafeli bir duruş sergiliyoruz. Bu konular dünyanın hiçbir yerinde popüler ve eğlenceli konular değil. Ancak işim gereği Avrupa’lı firmalarla yakın temas halinde çalışan biri olarak, ortalama bir Avrupalının bu konular hakkındaki farkındalığının ortalama bir ülkemiz insanına kıyasla kat be kat yüksek olduğunu çok rahat söyleyebilirim. Ortalama vatandaşı geçtim, akademide ve sanayinin üst kademelerinde bile bu farkındalığa sahip, olan biteni takip eden kişi sayısının pek yüksek olduğunu düşünmüyorum.

Her ne kadar çok heyecan verici konular olmasa da, birilerinin bu konuları gündeme getiriyor ve farkındalık yaratmak adına gayret göstermesi gerekiyor. Bu bültenlerin de amacı bu zaten. Klasik anlamda bir eğitim ve kariyer bülteni olmasa da, geleceğimizi şekillendiren bu önemli konulara dair kazandığımız farkındalıkların, doğal olarak eğitim ve kariyer tercihlerimiz açısından da faydalı olacağını düşünüyorum.

Eğer siz de bu bültenler aracılığıyla öğrendiklerinizden memnunsanız, her Pazar sabahı yayımlandığında bir hatırlatıcı almak için e-posta aboneliği yaptırabilirsiniz.

Herkese iyi bir hafta diliyorum.

Geliştirici: Arda Çetin

Mühendishane, Arda Çetin tarafından hayata geçirilen bir eğitim projesidir. Malzeme mühendisliği üzerine hazırlanan eğitim içerikleri için Muhendishane.org adresini, eğitim ve kariyer bültenleri için Muhendishane.net adresini ziyaret edebilirsiniz.

One reply on “29.11.2020: Bülten.22”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s