Kategoriler
Genel

15.11.2020: Bülten.20

Sizlerden gelen öneriler doğrultusunda bu hafta yenilenebilir enerji üzerine odaklanıyoruz. Gündemimizde bu enerjinin nasıl üretildiği değil, nasıl depolanabileceği sorusu var. Gerçek problemlere somut çözüm önerileri, bu haftanın ana konusu.

Gündem

Yenilenebilir enerjinin depolama problemi

Yenilenebilir, temiz enerji kaynaklarından üretilen enerjinin depolanması hala bir sorun olmaya devam ediyor.

Konu nedir?

Fosil yakıtları terk edip yenilenebilir, temiz enerji kaynaklarının kullanılması hepimizin istediği bir şey. Ancak siz de biliyorsunuz ki güneş gökyüzünde kesintisiz bir şekilde parlamıyor. Rüzgar durmadan esmiyor. Yenilenebilir kaynaklara sırtınızı yaslamak istediğinizde, ürettiğiniz enerjiyi depolayabildiğiniz teknolojilere de güven duyuyor olmanız gerekiyor.

Bu enerjiyi nasıl depolayacağız?

İçinde bulunduğumuz dönemde, birçok yerde kullandığımız, yıllardır hayatımızda olan pillerden destek almanın yollarını arıyoruz. Ancak yenilenebilir enerji kaynaklarından gelen enerjiyi depolayacak pillerin, bizim aşina olduğumuz pillere kıyasla “bir miktar” daha yüksek kapasiteye sahip olması gerekiyor.

GE Power tarafından 2018 senesinde yayımlanan, şebeke skalasında enerji depolayabilen bir pil sisteminin görüntüsü. (© GE Power.)

Nasıl bir kapasiteden bahsediyoruz?

Bu soruya cevap vermek için biraz rakamlar üzerinden gitmemiz iyi olur: ABD’nin Ulusal Yenilenebilir Enerji Laboratuvarı (NREL) verilerine göre ABD’de 2020 başı itibariyle 22 GW düzeyinde bir depolama kapasitesi bulunuyor. Bu kapasitenin bir kısmı pompaj depolamalı hidroelektrik santrallerden, bir kısmı ise yukarıda bahsettiğim pillerden sağlanıyor.

Enerji depolamanın tek yolu pil değil. Pompaj depolamalı hidroelektrik santrallerde de elektrik enerjisi depolanabiliyor. Elektrik talebinin düşük olduğu zamanlarda su yukarıdaki rezervuara pompalanarak potansiyel enerji depolanıyor. Talep arttığında ise bu su serbest bırakılarak enerji üretilmesi sağlanıyor. (Görsel: Wikimedia Commons CC0)

Wood Mackenzie Power & Renewables’da görev yapan ar-ge direktörü Wade Schauer, ABD’nin yaklaşık yarısında kesintisiz %100 yenilenebilir enerji için 280 GW düzeyinde bir kapasiteye ihtiyaç olabileceğini belirtiyor. Çok net rakamlar vermek kolay değil, keza çok fazla varsayım ve tahmin gerektiren bir değerlendirmeden bahsediyoruz.

Ama yaklaşık 10-12 kat daha fazla bir kapasiteye ihtiyaç var gibi görünüyor?

Evet, yukarıda özetlediğim değerlendirmeleri esas alırsak, öyle görünüyor. Bu ihtiyaca göre çok ciddi bir pil ihtiyacının ortaya çıkacağı bir gerçek.

Bu kapasiteyi pil üreterek karşılayamaz mıyız?

Bu soru, konunun uzmanlarını ikiye bölüyor: Pil taraftarları bunun mümkün olduğunu, düşen pil maliyetleriyle bunun sağlanabileceğini söylüyor. Ancak Li-iyon pillerle ilgili bilmemiz gereken bir durum var: Bu piller depoladıkları enerjiyi belli bir süre tutabiliyorlar: En fazla birkaç hafta. Şarj edip uzun süre kullanmadığınız bir telefonun şarjının tükendiğine siz de tanık olmuşsunuzdur.

Depolanan enerjiye uzun süre ihtiyaç olmazsa bu piller bitiyor mu?

Problem de burada zaten. Eğer bu pilleri şebekedeki günlük talep artışlarını karşılamak için, destek amacıyla kullanmak isterseniz oldukça başarılı bir şekilde verim alabiliyorsunuz. Ama yaz aylarında güneş panellerinden gelen enerjiyi depolayayım, kışın ihtiyaç olunca kullanırım diyorsanız, maalesef bu teknoloji bu konuda zayıf kalıyor.

Bunu nasıl çözebiliriz?

Eğer çok kötü bir mühendislik çözümü duymak isterseniz, ihtiyaç duyduğunuzdan çok daha fazla miktarda pil üretip, kayıplara rağmen enerji ihtiyacınızı karşılamaya çalışmak bir fikir olabilir. Ama kimsenin böyle maliyetli ve verimsiz bir yola çıkmak isteyeceğini sanmıyorum. Bir diğer çözüm de yukarıda bahsettiğim pompaj depolamalı hidroelektrik santralleri olabilir. Ancak bunun için de ciddi HES yatırımı yapmanız gerektiği bir gerçek.

Ya verimsiz şekilde pil kullanacağız ya da su pompalayacağız. Başka çözüm üretemez miyiz?

Başka yöntemler de var elbette: Yeraltı termal enerji depolama adı verilen bir yöntem hakkında bilgi sahibi olmamız da iyi olur diye düşünüyorum.

Yeraltında nasıl enerji depoluyoruz?

Dünya yüzeyinde sıcaklık değişkenliği ne şekilde olursa olsun, yerin yaklaşık 15 metre kadar altına indiğinizde az çok sabit bir sıcaklıkla karşılaşıyoruz: 10°C. Toprağın sağladığı bu güzel ısı yalıtımından faydalanarak, ya da daha teknik bir tabir kullanmak istersek toprağın ısıl ataletinden (thermal inertia) yararlanarak enerji depolamamız mümkün olabiliyor.

Yeraltı termal enerji depolama yöntemi, mevsimler boyunca sürebilen etkin bir enerji depolama imkanı sunuyor. Resimde aküfer kullanılan ATES yöntemi gösteriliyor. (Resim: Wikimedia Commons, CC BY-SA 3.0, aslından Türkçeleştirilmiştir.)

Bu şekilde enerji depolama problemini çözebilir miyiz?

Her ne kadar etkili bir sistem olsa da, geniş skalada bu yöntemi bir çözüm olarak görmemiz biraz zor. Her şeyden önce pahalı bir sistem. Maliyetleri yönetebilsek bile şehirlerin altyapısı bu tür rezervuarlar için ne kadar hazır, emin değilim. Ayrıca bunun sadece lokal bir çözüm olduğunu, dolayısıyla her yerleşke için ayrı düşünülmesi gerektiğini de dikkate alırsak, enerji depolama için kısmi bir çözüm olabileceğini görebiliriz diye düşünüyorum.

Depolama meselesi nasıl çözülebilir?

ABD’nin Nevada eyaletinde inşa edilen Tesla Gigafactory, yüzey alanı (558,000m2) dikkate alındığında dünyadaki en büyük bina. Büyük ölçekte üretim sayesinde fabrikanın pil maliyetlerini en az %30 oranında azaltması bekleniyor.

Açıkçası günümüzde üzerinde en yoğun şekilde çalışılan teknolojinin piller olduğunu söylememiz lazım. Ancak pillerin mevsimsel süreler boyunca depolama için etkin bir çözüm olmadığını yukarıda anlatılanlardan sizler de görmüşsünüzdür. Biz şimdilik dikkatimizi tekrar pillere verelim.

Hızlı ve iddialı bir şekilde büyümeye devam eden Tesla, kurduğu gigafabrikalarla arabalar yanında pil üretiminde de bir dünya devi olma yolunda ilerliyor. Eylül ayında düzenlenen Battery Day’de Tesla’nın odağındaki ana konunun maliyet azaltma olduğunu görmüştük. Bu etkinlikte dile getirilen pil takımlarının ve hücrelerinin 100 USD/kWh düzeyine indirilmesi hedefi, içten yanmalı motorlu arabalarının sonunu daha hızlı bir şekilde getirirken, enerji depolama konusunda makul çözümlerin yaklaşmakta olduğunu da gösteriyor. Aşağıdaki grafikte de görebileceğiniz gibi, 2019 sonunda bu değer 156 USD/kWh düzeyindeydi.

Li-iyon piller beklenenden hızlı bir şekilde ucuzlamaya devam ediyor. 2012 tarihli bir McKinsey raporu 2020 yılı için pil takımlarının 200 $/kWh düzeyinde olacağını tahmin ediyordu. Bugün elde edilebilen değerler çok daha iyi.

Alternatifler ne olabilir?

Üzerinde çalışılan ve büyük ölçekte kullanılabilir olarak değerlendirilen birkaç teknoloji var. Gelin birlikte bakalım:

  • Amonyak üretimi: Aşina olmayanlara biraz tuhaf gelebilir ama enerji depolamanın bir yolu da kimyasal tepkimelerden geçiyor. Amonyağın (NH3) sahip olduğu yüksek enerji yoğunluğu (11.5 MJ/litre) bu kimyasalı enerji depolamak için uygun bir aday haline getiriyor. Bu yöntemle enerji depolamak istediğimizde öncelikle üretilen amonyağı bir tank içinde depoluyoruz. Enerji üretmek istediğimiz zaman ya amonyağı yakarak enerji üretiyoruz, ya da hidrojen ve nitrojene ayrıştırıyoruz. Elde edilen hidrojen, daha sonra yakıt pillerinde değerlendirilebiliyor.
  • Sodyum-iyon piller: Adından da tahmin edebileceğiniz gibi bu pillerin ardındaki düşünce, Li-iyon pillerdeki pahalı lityum yerine sodyum kullanarak maliyetleri düşürmek. Ancak düşük maliyetinde bir bedeli var elbette: Na-iyon pillerin güncel durumdaki enerji yoğunluğu Li-iyon pillerin çok daha altında.
  • Sıvı hava depolama: Hava sıvı olabilir mi? Elbette olur: Hava bir gaz olduğuna göre, elbette sıvı fazı da olacak. Ancak bir zorluğu var: Havanın sıvılaşabilmesi için -196°C’ye soğutmanız gerekiyor. Problem değil: Enerji talebinin düşük olduğu zamanlarda, şebekedeki fazla elektriği havayı soğutmak için kullanıp, enerji talebinin arttığı zamanlarda bu havanın gaza dönüşmesine müsaade ederek enerji üretebiliyorsunuz. Hava sıvı faza geçtiğinde hacmi yaklaşık 1000 kat daralıyor. Dolayısıyla depolama için nispeten küçük tanklar işinizi görüyor. Elektrik talebi arttığında havanın tekrar buharlaşmasına müsaade ediyorsunuz. Genleşen hava türbinlerden geçerek elektrik üretilmesini sağlıyor.
  • Tuzlu su pilleri: Adından da anlaşılıyordur: Elektrolit olarak tuz çözeltisinin kullanıldığı bu pillerin öne çıkan tarafı geri dönüşüme çok yatkın olmaları. Aynı zamanda yanmaya karşı dirençli olmaları da bir diğer artı tarafı olarak değerlendiriliyor. Aşağıdaki videoda bu pillerin bu önemli özelliğini siz de görebilirsiniz.
Pİllerde yaygın görülen kolay yanma ve patlama gibi istenmeyen durumları, tuzlu su pillerinde görmüyoruz.

Bültenlere abone olun

Merhaba. Ben Arda ÇetinMühendishane Akademi projesinin bir uzantısı olarak başladığım eğitim ve kariyer bültenlerinde, alışageldiğimiz klişe ve banal “kariyer tavsiyeleri” yerine, dünyanın nabzını birlikte tutup, krizlerin kucağına düşmüş bir dünyada anlamlı bir eğitim ve kariyer yolculuğunun yol haritasını nasıl çizebileceğimizi birlikte düşünelim istiyorum.

Henüz abone olmadıysanız, Pazar sabahları yayımlanan haftalık bültenleri e-posta yoluyla almak için aşağıdaki kutuya e-posta adresinizi girebilirsiniz.


Güncel trendler ve öne çıkanlar

Teknoloji ve sanayi

Avusturalya’nın Geelong kenti yakınlarında inşa edilen (evet, artık piller de “inşa” ediliyor) bu devasa pil sayesinde, yenilenebilir kaynakların şebekeye entegrasyonu konusunda önemli bir adım atılacak.

Avusturalya yenilenebilir kaynakları destekleyecek devasa bir pil inşa ediyor: Victorian Big Battery Megapack, Geelong kentinin bulunduğu Victoria eyaletinden ismini alıyor. Tahmin edebileceğiniz üzere, piller Tesla tarafından üretiliyor. Yaklaşık bir futbol sahası büyüklüğünde olacak depolama alanı tamamlandığında 300 MW güç çıkışı ve 450 MWh depolama kapasitesi sunacak. İklim krizi şiddetini hissettirdikçe yenilenebilir kaynaklara dönüş artarken, bu pil tarlalarının çoğaldığını hep birlikte göreceğiz. Bu gidişatı erkenden gören ve gigafabrikalarla pil üretmeye başlayan Tesla gibi firmalar da, bu öngörülerinin meyvelerini elbette toplayacaklar. [Link @NewAtlas, İngilizce]

Pil üretiminde dünyanın en büyüğü Tesla sanıyorsanız, yanılıyorsunuz: Tesla Battery Day etkinliğinde sunulan verilere göre, Tesla 2030 senesinde yılda 3 TWh (terawatt-saat) kapasitesinde pil üretimi yapmayı planlıyor. Kıyaslama amacıyla belirteyim: 2019 senesinde dünyadaki tüm pil şirketleri ~180 GWh kapasitesine denk gelen miktarda pil üretimi gerçekleştirdi. Yani 2030 senesinde Tesla’nın üreteceğini açıkladığı değerin yaklaşık %6’sı gibi bir miktardan bahsediyoruz. Tesla tek başına bu kapasiteyi 17 kat arttıracağını beyan ediyor. Yukarıdaki tweet’e konu olan Fremont’ta bulunan pilot fabrika devreye girdiğinde, dünyanın en büyük 13. pil üretim tesisi olacak. Tesla gerçekten de bu şekilde büyür ve diğer büyükler de bu gidişata ayak uydurursa, yeterli lityum rezervi var mı sorusunu tekrar ele almak gerekecek diye düşünüyorum. [Link @CleanTechnica, İngilizce]

Lityumun sadece katı cevher formunda değil, tuz gölleri ve deniz suyunda da bulunuyor olması, geleneksel yöntemlerle miktarının tespit edilmesini zorlaştırıyor.

Ne kadar lityum rezervi olduğunu neden tespit edemiyoruz? Lityuma bağımlılığımız gün geçtikçe artıyor olmasına rağmen, bu konuda hala kesin bir şeyler söyleyemiyor olmamız biraz tuhaf değil mi? Ne kadar lityum rezervi olduğunu tespit etmekte zorlanıyor olmamızın aslında basit bir nedeni var: Jeoloji araştırmaları katı haldeki cevherlerin tespitine odaklanıyor. Örneğin ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi (USGS) verilerine göre 2017-2020 seneleri arasında yapılan araştırmalarda tespit edilen cevher rezervleri 14 – 17 milyon ton aralığında değişiyor. Ancak lityum sadece katı halde cevher olarak değil, tuz göllerinden ve deniz suyundan da elde edilebiliyor. Bu kaynaklarda bulunan miktarlar konsantrasyon dalgalanmaları nedeniyle, geleneksel sınıflandırma yöntemleriyle tespit edilemiyor. USGS’nin son değerlendirmelerine göre, dünyadaki lityum rezervinin 80 milyon ton üzerinde olduğu tahmin ediliyor. Lityumun ticareti ise bambaşka bir konu. Merak edenler yandaki bağlantıda yer alan yazıya göz atabilirler. [Link @MarketWatch, İngilizce]

Akademi ve bilim dünyası

Karyo-elektron mikroskobi atomları görüntülemenin kapısını açıyor: Nature’da yayımlanan bir makalede, single particle cryo-EM adı verilen yöntemle bugüne kadarki en net atom görüntülerinin elde edildiği gösteriliyor. Yukarıdaki tweet’de yer alan görselde atomların çevresinde gösterilen kafesler, atomların yoğunluk verisini 1,2 Å çözünürlüğünde görselleştiriyor. Elde edilen çözünürlüğe bakarak, karyo-EM yönetiminin çözünürlük konusunda ulaşabileceği sınıra artık gelmiş olduğu söylenebilir diye düşünüyorum. Protein moleküllerindeki atomların konumlarına odaklanan bu araştırma, malzeme bilimi araştırmaları için de önemli kapılar açabilir. [Link @Nature, İngilizce]

2D malzemelerde sürtünme özelliklerini anlamaya yönelik önemli bir adım: Bu güzel haber bir Türk akademisyen, Mehmey Baykara’dan. Bir bilardo masasının üzerini bilardo toplarıyla doldurduğunuzu düşünün. Şimdi bu topların birer atom olduğunu kabul edin. Gözünüzde canlandırdığınız bu yapıya iki boyutlu malzeme (2D materials) adını veriyoruz. Atomların tek bir katman halinde sıralandığı bu yapının karbon atomlarından oluşan bir örneği 2004 senesinde keşfedilmiş ve 2010 senesinde bir Nobel ödülüne vesile olmuştu: Meşhur grafenden bahsediyorum.

Sürtünme dalgalanmalarının bir görüntüsü. (Kaynak: UCMerced)

Baykara’nın çalışması farklı bir 2D malzeme, Mo2S üzerine. Yukarıda gözünüzde canlandırdığınız bilardo topları (yani atomlar) gerçekte masanın üzerinde sakin sakin durmak yerine, sürekli bir şekilde dalgalanıyorlar: Denizdeki çırpıntı gibi. Baykara, bu dalgaların 2D malzemelerin sürtünme özelliklerini ne şekilde etkilediğini anlamamıza vesile olacak önemli bir kapıyı aralamış. Bu dalgaları atomik kuvvet mikroskopuyla görüntüleyen Baykara, bu gözlemler sayesinde uzay gibi soğuk ortamlarda çalışabilecek katı yağlayıcıların geliştirilmesinin mümkün olabileceğini söylüyor. [Link @UCMerced, İngilizce]

İklim ve sürdürülebilirlik

ABD Paris Anlaşmasına geri dönebilir: Hatta Biden’ın seçildiği netleştiğine göre, geri dönecek dememiz belki daha doğru olur. Ama şunu unutmamak lazım ki, seçim döneminde verilen sözlerle gerçekler her zaman birbirini tutmuyor. Ancak şunu da unutmamak lazım: İklim değişikliği ABD seçimlerinde tarihi bir rol oynadı ve ilk defa tüm seçim tartışmalarında yer alan bir konu oldu. O nedenle bu vaadin gerçekleştirilmesi oldukça muhtemel görünüyor. Uzmanların değerlendirmesine göre, Biden yönetiminde ABD’nin Paris Anlaşmasına tekrar dahil olması, Türkiye’nin de konumunu değiştirmesine yol açarak hükümetin EK-I’den çıkma yolundaki arayışını ve müzakere girişimlerini sonuçsuz bırakabilir. [Link @İklimHaber]

Fosil yakıtlara odaklandık ama tek problemimiz bu değil.

Paris Anlaşması hedefleri için fosil yakıtlardan kurtulmak yeterli değil: Science’da yayımlanan bir makale, tüm fosil yakıtları terk etmemiz durumunda dahi Paris Anlaşmasının hedeflediği  2°C sıcaklık artışı hedefine ulaşamayacağımızı gösteriyor. Makalede sunulan değerlendirmelere göre, sadece gıda sistemleri ve tarım kaynaklı sera gazı salımları bile, mevcut şekliyle devam ettiğimiz taktirde sıcaklık artışının 1,5°C altında kalmasını engelliyor. Biz fosil yakıtlara odaklanmış durumdayız ama artık gıdamızı nasıl elde ettiğimizi de ciddi şekilde sorgulamaya başlamamız gerekiyor. [Link @Science, İngilizce]

İklim ve sürdürülebilirlik Twitter listesi: İklim ve sürdürülebilirlik haber ve gelişmelerini takip etmek isteyenler için Twitter’da bir liste hazırladım. İsterseniz, listeyi siz de takibe alabilirsiniz. Bu listeye dahil edilmesinde fayda gördüğünüz hesaplar konusunda tavsiyelerinizi paylaşabilirseniz sevinirim. [Link @Twitter]

Eğitim ve kariyer

TÜDÖKSAD Webinar: Bu hafta Salı günü döküm sektörüne yönelik eğitim modelleri üzerine konuşacağımız bir webinar vereceğim. Türkiye Döküm Sanayicileri Derneği tarafından sunulan bu webinara kayıt olmak için yandaki bağlantıyı kullanabilirsiniz.. [Link @TudoksadAkademi]

Stephen King çalışma odasında.

Yazma Sanatı / Stephen King: Mühendishane, Dökümhane ve bu bülten gibi içerik projelerinde bana yol gösterici olan ve bu projelere başlamadan önce okuduğum bir kitabı bu hafta sizlere tanıtmak istiyorum. Stephen King’in Yazma Sanatı kitabı, yazma işinin mekaniğini çok gerçekçi bir şekilde ortaya koyan ve iyi bir metin ortaya çıkarmak için yazım sürecine ne şekilde yaklaşabileceği konusunda son derece pratik, uygulanabilir tavsiyeler veren bir kitap. Yazmak üzerine çok sey öğrendiğim kitaplardan biridir. Meraklılarına tavsiye ederim.

Yazmanın amacı para kazanmak, ünlü olmak, sevgili bulmak, sevişmek ya da arkadaş edinmek değildir. Sonuçta amaç, eserinizi okuyacak insanların hayatlarını ve kendi hayatınızı zenginleştirmektir. Amaç; uyanmak, iyileşmek ve başa çıkmaktır. Mutlu olmaktır, tamam mı? Mutlu olmak. Bu kitabın bir kısmı, belki büyük bir kısmı, benim yazmayı nasıl öğrendiğimle ilgili. Çoğu, sizin nasıl daha iyi yazabileceğinizle ilgili. Geri kalanı ve belki en iyi kısmı da bir izin kâğıdı gibi: Yapabilirsiniz, yapmalısınız ve başlayacak kadar cesursanız yapacaksınız. Yazmak bir sihir, her yaratıcı sanat dalı kadar ab-ı hayat. Su bedava. İçsenize

Stephen King, Yazma Sanatı

Bu haftayı kapatırken…

Sizlerden gelen öneriler üzerine bu hafta yenilenebilir enerji üzerine bir bülten derlemeye çalıştım. Yenilenebilir enerji konusunu birçok farklı açıdan ele alabilirsiniz. Bu bültende, üretim yöntemleri hakkında eğitim odaklı bir içerik derlemektense, önemli olduğuna inandığım bir problemi gündeme taşımanın daha doğru olacağını düşünerek depolama (storage) sorununu ele almaya çalıştım. Umarım bültende okuduklarınız depolama problemi hakkında sizlerde de bir farkındalık oluşmasına yardımcı olmuştur.

Bültenlerde dünyanın uğraştığı gerçek problemleri, somut çözüm önerileriyle birlikte ele almaya önümüzdeki haftalarda da devam edeceğiz. Nelere odaklanmamız, hangi konularda kendimizi geliştirmemiz gerektiğini tespit etmek için yüzümüzü gerçeklere, bilime ve teknolojiye dönmekten daha doğru bir yol olabileceğine inanmıyorum. Eğitim ve kariyer yolculuğumuzu şekillendirmek adına en doğru yol haritasını da bu şekilde çizebileceğimizi düşünüyorum.

Önümüzdeki haftalarda bültenler yayımladığında hatırlatma amacıyla bir e-posta almak isterseniz, aşağıdaki kutudan abonelik yaptırabilirsiniz.

Herkese iyi bir hafta diliyorum.

Geliştirici: Arda Çetin

Mühendishane, Arda Çetin tarafından hayata geçirilen bir eğitim projesidir. Malzeme mühendisliği üzerine hazırlanan eğitim içerikleri için Muhendishane.org adresini, eğitim ve kariyer bültenleri için Muhendishane.net adresini ziyaret edebilirsiniz.

One reply on “15.11.2020: Bülten.20”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s