Kategoriler
Genel

04.10.2020: Bülten.15

Post-truth çağında neye inanacağımızı bilemez bir durumdayız. Covid verilerinin sorgulandığı bugünlerde, iklim krizi gibi önemli konular hakkında bildiklerimiz ne kadar doğru, farkında mıyız?

Mühendishane’nin 15. bülteninden merhaba. Bu ayki bültende geçmiş bültenlerde olduğu gibi birçok farklı konuyu ele alacağız, ancak iklim krizi yine ana eksenimizi oluşturacak. Covid-19 sürecinin bazı açılardan iklim krizinin bir provası olabileceğine dair görüşlerle siz de bazı mecralarda karşılaşmış olabilirsiniz. Covid-19, bazı ezberlerin bozulması ve “bir şey olmaz” tavrımızdan biraz olsun sıyrılabilmemiz açısından olumlu etkileri olan bir süreç oldu diye düşünüyorum. Çünkü gerçekten de bir yıl öncesine kadar kimsenin mümkün olabileceğine inanmayacağı şeyleri tecrübe ettiğimiz bir sene yaşadık, yaşamaya da devam ediyoruz. Şimdi önemli olan, bizim bu öğrendiklerimizle ne yapacağımız.

Lafı fazla uzatmadan başlayalım. 15. bültene hoşgeldiniz.

Mühendishane’nin ilk staj projesi Mode Team’in Pazar yazılarını takip etmeyi unutmayın: ModeTeam.org

Abone olun

Merhaba. Ben Arda ÇetinMühendishane Akademi projesinin bir uzantısı olarak başladığım eğitim ve kariyer bültenlerinde, alışageldiğimiz klişe ve banal “kariyer tavsiyeleri” yerine, dünyanın nabzını birlikte tutup, krizlerin kucağına düşmüş bir dünyada anlamlı bir eğitim ve kariyer yolculuğunun yol haritasını nasıl çizebileceğimizi birlikte düşünelim istiyorum.

Henüz abone olmadıysanız, her ayın ilk Pazar sabahı yayımlanan aylık bültenleri e-posta yoluyla almak için aşağıdaki kutuya e-posta adresinizi girebilirsiniz.


Gündem

Covid-19 bize ne öğretiyor?

Covid-19 maalesef gündemi işgal etmeye devam ediyor. Yakın bir gelecekte gündemden inecekmiş gibi de görünmüyor. Yakın tarihte küresel çapta boğuştuğumuz bu ilk salgın her ne kadar hem halk sağlığı, hem de ekonomi açısından büyük bir tahribat yaratmış olsa da, olumlu olduğunu düşündüğüm önemli bir etkisi de oldu diye düşünüyorum: Ezberlerimizin bozulması.

Ezberin bozulması ne demek?

Covid-19 öncesinde, dünyanın geleceğine dair tehdit olarak gördüğümüz birçok konuyu inandırıcı bulmakta zorlanıyorduk. Bu tavır hala birçok kişide var elbette, ama bu süreç sayesinde aslında hiçbir şeyin garanti olmadığını gördük diye düşünüyorum. 2020 öncesinde kaç kişi bir grip salgınının küresel ekonomiyi alt üst edeceğini, milyonlarca kişinin evden çalışmaya başlayacağını ya da öğrencilerin okula gidemeyecek duruma gelebileceklerini düşünebilirdi? Daha doğrusu böyle bir senaryoyu inandırıcı bulabilirdi? Covid-19 ezberlerimizi bozdu ve nelerin mümkün olabileceğine dair bir perspektif kazanmamızı sağladı.

Sizler de görmüş olabilirsiniz: Birçok yerde Covid-19’un yarattığı krizin iklim krizi yanında oldukça ufak kalacağına dair yazılar yayımlanıyor. Bu konuda uyarılar yapan uzmanları görüyoruz. Eğer Covid-19 ile birlikte hayatımıza giren yeni normaller sizin de nelerin mümkün olabileceğine dair düşüncelerinizi değiştirebildiyse, bu uyarılara kulak vermekte fayda var diye düşünüyorum.

Covid-19 kaynaklı durgunluk, iklim krizi açısından olumlu sonuçlar yaratıyor mu?

Geçen senenin aynı dönemine kıyasla atmosferdeki CO2 yaklaşık 2.5 ppm artmış durumda.

Bu konuya önceki bültenlerde de yer vermiştim. (Hatırlamak isteyenler ikinci bültene göz atabilir.) Atmosferdeki CO2 değerlerinde henüz gözle görülür bir azalma görmüyoruz. Salgın öncesinde 410-415 ppm civarında seyreden atmosferdeki CO2 seviyesi, hala yaklaşık aynı değerlerde geziyor. İkinci bültende, Stanford Üniversitesi akademisyenlerinden Rob Jackson‘un Covid-19 salgını etkilerinin bu şekilde devam etmesi durumunda, yıl sonunda atmosfere salınan CO2’de toplamda %5’e varan bir düşüş görülebileceğini söylediğinden bahsetmiştim. Ağustos başında, Bill Gates’ın bloğunda da benzer bir beklenti dile getirilmişti: Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerine göre ekonomik durgunluk nedeniyle enerji kaynaklı CO2 salımında %8 mertebesinde bir düşüş beklentisi olduğunu da görebiliyoruz.

Bunlar birer iyileşme değil!

Atmosfere salınan CO2 miktarında %8 oranında azalma bekleniyor ifadesi, sanki atmosferdeki CO2 miktarı azalacakmış şeklinde anlaşılabiliyor. Bu ifadeyi doğru anladığımızdan emin olalım: Azalma olmayacak, çünkü önceki seneye kıyasla salınan CO2’nin %92’sini bu sene de atmosfere saldık, salıyoruz. Yani atmosferi sera gazlarıyla doldurmaya devam ediyoruz. Daha kesin bir ifadeyle, Covid-19 hiç yaşanmamış olsaydı bu sene atmosfere IEA verilerine göre enerji üretimi kaynaklı yaklaşık 34 milyar ton CO2 salımı yapacaktık. Ama Covid-19 durgunluğu nedeniyle sene sonunda yaklaşık 30 milyar ton karbon salımı yapmış olacağız. Bunu bir iyileşme olarak göremeyiz.

Covid-19 hiç yaşanmamış olsaydı bu sene atmosfere enerji üretimi kaynaklı 34 milyar ton CO2 salımı yapacaktık. Ama Covid-19 durgunluğu nedeniyle sene sonunda 30 milyar ton salım yapmış olacağız. Bunu bir iyileşme olarak göremeyiz.

Her şeyin bir bedeli var. İklim krizinin bedeli ne olacak?

Bu sene atmosfere salınan CO2 miktarını birkaç ton düşürebileceğiz. Ama bunun bedelini Eylül ayı itibariyle 1 milyona yakın ölüm ve milyonlarca kişinin işsiz kalmasıyla ödüyoruz. İklim krizinin önüne geçmek için karbon salımını çok daha ciddi bir şekilde azaltmamız gerekiyor. Peki, bunun bedeli ne olacak? Eğer biz bu bedeli ödemekten kaçınırsak, krizin sonuçlarıyla yüzleşmek durumunda kaldığımızda ne yapacağız?

Ne yapılabilir?

Öncelikle farkındalık kazanmamız gerekiyor. İklim krizinin bir gerçek olduğunu, adım adım yaklaşmakta olduğunu anlamamız ve bu gerçek doğrultusunda farkındalığımızı şekillendirmemiz gerekiyor. Televizyonu kumandasından değil de düğmesinden kapatarak, ya da diş fırçalarken musluğu kapatarak bu krize bir çözüm olamazsınız. Bilgilendirmek ve bu farkındalığın yayılmasını sağlamak için gayret göstermek, bugün için atılması gereken ilk adım diye düşünüyorum. Çünkü problemin özünde iklim değil, bizim bu krize yönelik duyarsızlığımız yatıyor.

Problemin özünde iklim değil, bizim bu krize yönelik duyarsızlığımız yatıyor.

Biraz perspektif kazanmakta fayda var.

CO2 gerçekten ne kadar artıyor? Atmosfere ne kadar CO2 salıyoruz? Tarih boyunca atmosferdeki CO2 miktarının yaklaşık olarak 180 – 280 ppm aralığında seyrettiğini biliyoruz. Buzul çağında ∼180 ppm civarına düşen CO2 seviyesi, hava tekrar ısındığında ∼280 ppm düzeyine çıkıyor. Yüz binlerce yıl boyunca tekrar tekrar kendini göstermiş bir çevrimden bahsediyoruz. Şimdi gelelim konunun vahim tarafına: 2019 senesi itibariyle atmosferdeki CO2 seviyesi ∼410 ppm değerine ulaşmış durumda. Ve her geçen sene 2-3 ppm daha artmaya devam ediyor. Peki bu ne kadar karbondioksit salımı yaptığımız anlamına geliyor?

1900 – 2020 yılları arasındaki enerji bağlantılı CO2 salımı (Gt). Kaynak: IEA.

Yukarıdaki grafik Gt cinsinden salınan enerji bağlantılı CO2 miktarını gösteriyor. 2019 senesinde atmosfere saldığımız CO2 miktarı 33,3 Gt. Yani 33.300.000.000 ton. Ya da daha aşina olduğumuz bir birim cinsinden ifade etmek gerekirse 33.300.000.000.000 kg. Bu sadece bir sene içinde salınan miktar.

Bu sene Covid-19’un yarattığı bütün durgunluk, iptal olan uçuşlar, çalışmayan fabrikalar, bu miktarı 30.000.000.000.000 kg seviyesine çekebiliyor. Okuyamayanlar için açık yazayım: 30 trilyon kilogram CO2. Bu azaltmış halimiz. Eğer ortalama bir insan ağırlığı yaklaşık 70 kg dersek, 400 milyar insanın ağırlığına eş bir kütleden bahsediyoruz. Bugün dünya nüfusunun yaklaşık 8 milyar mertebesinde olduğunu kabul edersek, dünyadaki tüm insanların ağırlığının 50 katı bir ağırlıktan bahsediyoruz.

Ve bu sadece büyük bir krizin ve ekonomik durgunluğun yaşandığı bir senede salınan miktar. Rakamlarla konuştuğumuzda işin vahameti daha kolay anlaşılıyor sanırım.

Öğrenmek isteyenler için internet üzerinde sayısız kaynak sunuluyor.

Güncel trendler ve öne çıkanlar

Günceli yakalamak ve güncel problemler hakkında fikir sahibi olmak için diğer öne çıkan gündem maddeleri arasında neler var, şirketler hangi problemlerle uğraşıyor, nelere para harcıyor, kısaca bir göz atalım.

Tesla’nın pilleri kafa karışıklığı yarattı: 22 Eylül tarihinde Tesla “Battery Day” etkinliğiyle geliştirdiği piller hakkında bilgi verdi. Etkinlik öncesinde beklenti büyüktü, hatta yukarıdaki tweet’de görebileceğiniz bazı prototip fotoğrafları sızmış şekilde ortalıkta geziyordu. Sürdürülebilirlik açısından bir devrim yaratacağı iddiasıyla düzenlenen Tesla’nın pil günü, medyadaki yansımalara bakılırsa pek bekleneni verebilmiş değil. Geliştirilen Li-ion piller her ne kadar bazı açılardan mevcut pillere kıyasla daha iyi bir performans sergiliyor gibi görünse de, bu etkinlikte bu performansa dair net bilgilerin paylaşılmaması hayal kırıklığı yarattı. Sunulan verilere göre Tesla’nın elde ettiği iyileştirmeler özellikle maliyet düşürme alanında gerçekleşmiş gibi görünüyor. [Link @Wired, İngilizce]

Gelir kaybı havayolu şirketlerini farklı arayışlara sürüklüyor: Ünlü İngiliz uçak motoru üreticisi Rolls-Royce, Covid-19 krizi nedeniyle yaşanan gelir kaybının ardından bilançosunu güçlendirmek amacıyla fon arayışında olduğunu açıkladı. Borç ihracı gibi seçenekleri dahi değerlendirdiğini belirten firma, 2,5 milyar Sterlin gibi bir fon arayışı için bağımsız fonlarla görüşmelerini sürdürüyor. İster taşımacılık alanında olsun, ister üretim, tüm havacılık sektörü Covid-19 sürecinden en kötü şekilde etkilenenlerin başında geliyor. [Link, @BloombergHT]

Küresel ısınma hedeflerinin tutturulabilmesi için CO2 salımının nasıl bir hızda düşürülmesi gerektiği yalın bir şekilde gösterilmiş. Gidişatına bırakıldığı takdirde bu işin nereye gideceğini görebiliyoruz değil mi?

3,3 milyon yıl geri gitmemize 5 yıl kaldı: Atmosferdeki CO2 seviyesi, 3,3 milyon yıldır görülmeyen bir düzeye erişmek üzere. Dünyanın en prestijli bilimsel dergilerden biri olan Nature Reports’da yayımlanan bir makale, 5,5 yıl sonra atmosferdeki CO2 miktarının 427 ppm mertebesine ulaşacağını ve bunun 3,3 milyon yıl önce yaşanan mid-Piacenzian dönemiyle kıyaslanabilir bir seviye olduğunu ortaya koyuyor. [Link @Nature, İngilize]

Şarj edilebilir N95 prototipi

Maskenizi şarj ederek tekrar kullanabilir misiniz? Covid-19 ile günlük hayatımızın bir parçası haline gelen tek kullanımlık maskeler her ne kadar salgın açısından bir vazgeçilmez haline gelmiş olsalar da, tek kullanımlık olmaları çevre açısından büyük bir problem yaratıyor. Maske konusunun inovasyona çok açık bir alan olduğunu ve bu alanda önümüzdeki süreçte birçok yenilik görebileceğimizi ben de düşünüyorum. Bir örnek: İsrail’deki Technion-IIT araştırmacıları, N95 filteleri “şarj ederek” tekrar kullanılabilir hale getirmek için çalışıyor. Parçacıkları hem bir fiber matrisi içinde yakalayan, yani mekanik filtrelememe yapan, hem de statik elektrik yükü ile yakalayan, yani elektrostatik filtreleme yapan N95 filtreler, bu iki farklı becerileri sayesinde etkili bir filtreleme yapabiliyorlar. Araştırmacılar yayımladıkları bir makalede, elektrostatik filtreleme becerisini kaybeden filtrelerin elektrik alanı altında şarj edilerek bu becerilerine tekrar kazanabildiklerini göstermişler. [Link @TechCrunch, İngilizce]

Airbus sera gazı salımı yapmayan uçaklar üzerinde çalışıyor: Covid-19 sürecinin havayolu şirketlerini ciddi şekilde etkilediği bu dönemde, sevindirici ve merak uyandırıcı bazı haberler de duyuyoruz. Airbus, sera gazı salımını sıfıra indirebileceği uçaklar üzerinde çalıştığını açıkladı. Tahmin edebileceğiniz üzere, burada üzerinde durulan esas konu farklı bir yakıtın kullanılması. Uçaklarda kullanılan petrol bazlı yakıt yerine sıvı hidrojen kullanılması üzerine çalışan şirket, bu çalışmaları uygulamaya geçirmek için 2035 gibi iddialı bir hedef de belirlemiş. Akademi perspektifinden bunun aslında yeni bir fikir olmadığını belirtmekte fayda var (örnek bir makale). Uzun süredir gündemde olan ve sürdürülebilirlik açısından olumlu değerlendirilen bir konu olsa da, sıvı hidrojenin özellikle düşük sıcaklıklarda nasıl depolanacağı ve belki daha da önemlisi sera gazı salımı olmadan nasıl dağıtılacağı gibi sorulara henüz akademiden de, Airbus’dan da bir yanıt gelmiş değil. [Link @WorldEconomicForum, İngilizce]


Eğitim yolculuğu

İklim krizine inanmıyor olmanızın nedeni: Post-truth

Biliyorsunuz son yıllarda gündemde olan finansal okuryazarlık diye bir kavram var. Herkesin belli başlı finansal kavramlar hakkında bilgi sahibi olması gerektiğini savunan bu düşünce sadece şirket idaresi için değil, hem kişisel bütçenizi ve yatırımlarınızı daha doğru bir şekilde yönetmek, hem de gerek yerel, gerekse ülke çapında alınan yönetim kararlarını daha doğru bir perspektifinden anlayabilmek için ihtiyacınız olan bilgilere sahip olmanız gerektiğini anlatmaya çalışıyor. Özünde, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmamanız gerektiğini söylüyor.

Aynı düşünceyi bilimsel konulara da aktarabilir miyiz?

Benzer bir şekilde bilimsel okuryazarlık meselesi üzerinde de durmamız gerektiğini düşünüyorum. Yani her vatandaşın, her sorumlu bireyin dünyada olup bitenleri doğru bir perspektiften anlayabilmesi için, belli bir bilimsel okuryazarlık seviyesine sahip olması gerektiğine inanıyorum.

Neden?

Çünkü post-truth dünyasında yaşıyoruz. Bilmeyenler için kısaca özetleyelim: Post-truth, nesnel, bilimsel gerçeklerin değil, belli grupların kanaatlerinin ve çıkarlarının kamuoyu oluşturmada daha önemli olması anlamına geliyor. Yani artık bilimsel, nesnel doğruları geride bıraktığımız ve bize yakın kişi ve oluşumların kanaatlerine göre hareket ettiğimiz ve tercihlerimizi belirlediğimiz bir dünya düzenini tarif ediyor. Daha basit bir ifadeyle artık iklim krizi gibi bir konuya inanmak için bilimsel gerçeklere bakmak yerine mensubu olduğumuz siyasi akımın genel tavrını, ya da ticari menfaatlerimizi ön plana alıp, bu menfaatler neyi gerektiriyorsa onu savunduğumuz anlamına geliyor.

Fake-news gibi mi?

Evet, fake-news konusu da aslında bunun bir uzantısı. İnsanların sosyal medyada gördükleri bilgileri doğruluğunu araştırmadan, sadece kendi görüşlerini destekliyor diye paylaşmasıyla kontrolden çıkan fake-news hadisesi, artık neye inanacağımızı şaşırdığımız bir durumla karşı karşıya kalmamıza neden oluyor.

Çaresi nedir?

Basit bir cevap vermek istersek, çaresi elbette ki toplumun genel olarak eğitim düzeyinin artması diyebiliriz. Ancak burada şunu görmemiz lazım: Bize bu sahte bilgileri, görüşleri yutturanlar aslında gerçekleri bilmedikleri ya da eğitimsiz oldukları için bunları anlatmıyorlar. İşlerine gelmediği için bu şekilde davranıyorlar. Ama esas problem, sorgulamadan, incelemeden ya da sadece işine öyle geldiği için insanların bunlara inanmayı “tercih etmesiyle” ortaya çıkıyor.

Sadece bilgi değil, duruş da önemli.

Bunu yıllar önce öğrenmiştim: Bilgi davranışı değiştirmiyor. Kötü bir alışkanlığının ve zararlarının farkında olan (sigara gibi) bir kişi, sırf bunları biliyor diye bu davranışını değiştirmek istemiyor. Sadece bilmek yeterli değil. Bir duruş da gerekiyor. Yani “ben sağlıklı hayatı tercih ediyorum” diyerek sigarayı bırakmak gibi, “ben aklın ve bilimin tarafında olmak istiyorum” gibi bilinçli bir farkındalıkla, ne tarafta durduğumuza karar vermemiz gerekiyor. Bilimsel okuryazarlığın temelinde sadece okumak ya da okuduğunu anlamak değil, bilimin tarafında olmak da yatıyor.

Ne yapabilirim?

Öğrenmek, daha çok anlamak isteyenler için artık günümüzde bir problem olabileceğini düşünmüyorum. Bilgiye ulaşmak hiç bu kadar kolay olmamıştı. Önemli olan bizlerin bu önemli farkındalığı kazanıp, aklın ve bilimin yolunu tercih etmeye karar vermemiz.


Kariyer yolculuğu

Malzeme mühendisleri için bir kariyer tavsiyesi

Bu bülteni daha çok Mühendishane Akademi takipçilerinin izliyor olması nedeniyle, malzeme mühendislerinin ağırlıkta olduğu bir takipçi profilinin ziyaret ettiğini tahmin ediyorum. O nedenle bu kısımda da zaman zaman malzeme mühendislerine yönelik tavsiyelere ağırlık verebiliyorum. Bu hafta da böyle bir konuyu ele alacağız.

Mühendishane Akademi üzerinden kariyer tavsiyesi mahiyetinde en sık gelen sorulardan bir tanesi, bir malzeme mühendisinin öğrenmesi gereken programlama dilleri ya da paket programlar üzerine oluyor. Bu sorulara genel bir cevap olması amacıyla 12. bültende bir şeyler yazmıştım. Ancak bu sorulara yönelik cevaplar yazmaya gayret ederken, aslında esas konunun gözden kaçırıldığına dair bir şeyler söyleme ihtiyacı da hissediyorum.

Bu elbette tamamen benim kişisel düşüncem ama Türkiye’de klasik bir metalurji ve malzeme mühendisliği eğitiminden çıkan bir mezunun esas eksikliğinin programlama değil, imalat bilgisi olduğunu düşünüyorum. Bu konuyu bir önceki bültende de dile getirmiştim ama eksikliğini o kadar somut bir şekilde gördüğüm bir konu ki, ister istemez tekrar tekrar dile getirme ihtiyacı hissediyorum: Malzeme çok önemli bir konu. Malzeme biliyor olmak çok önemli bir avantaj. Ama imalat bilmeden sadece malzeme bilmek, maalesef bütün sebzelerin adını bilip yemek yapmayı bilmemeye benziyor.

Bu geleneksel imalat sanayi dışında kalan konular için de geçerli bir durum. Malzeme bilgisinin dünyadan izole bir konu olmadığını, malzemelerin nihayetinde bir şeyler üretmek için kullanıldığını ve üretimi, imalatı bilmediğiniz takdirde bu bilginin hep biraz eksik kalacağını tekrar hatırlatmak istiyorum.

Bu söylediklerim ilk bakışta akademik kariyer düşünen kişiler için gerekli gibi görünmeyebilir. Özellikle karakterizasyon çalışanlar için belki doğru diyebiliriz. Ama imalatın genel yapısını, işleyişini, süreçlerini ve özellikle kısıtlamalarını bilmeden malzemeleri dünyadan izole varlıklar gibi düşünerek kurgulanan bir araştırma yaklaşımının da eksikleri olacağına yürekten inanıyorum.


Sizin görüşleriniz

Bir Pazar bülteni daha burada sona eriyor. Bu bültenlerde alışılagelmiş kariyer tavsiyesi banalliğinden uzak kalmaya çalışarak, mümkün mertebe dünyanın güncel durumuyla uyumlu olduğuna inandığım bir çerçevede gördüklerimi, düşündüklerimi ve dikkatimi çekenleri sizlerle paylaşmaya gayret ediyorum. Bilmiyorum sizlere de bir anlam ifade ediyor mu? Her zaman olduğu gibi öneri ve yorumlarınızı aşağıda paylaşmanızdan memnun olacağımı belirtir, henüz abone olmadıysanız, her Pazar yayımlanan bültenlere aşağıdan ücretsiz abonelik yaptırabileceğinizi tekrar hatırlatmak isterim.

Bu bültende iklim krizine neden inanmakta zorlandığımız üzerinde durduk. İklim kriziyle sizler de ilgilenmeye başladıkça, bugüne kadar böylesine önemli bir konuyu nasıl göz ardı ettiğinizi şaşıracağınızı tahmin ediyorum. O nedenle Pazar gününüzün geri kalanında biraz vakit ayırıp Yeni Haller’in iklim değişikliği üzerine hazırlanan aşağıdaki podcast bölümünü dinlemenizi tavsiye ediyorum. Henüz konu hakkında yeterli bilgisi olduğunu düşünmeyenler için güzel bir başlangıç noktası olabilir.

Herkese iyi Pazarlar.

Geliştirici: Arda Çetin

Mühendishane, Arda Çetin tarafından hayata geçirilen bir eğitim projesidir. Malzeme mühendisliği üzerine hazırlanan eğitim içerikleri için Muhendishane.org adresini, eğitim ve kariyer bültenleri için Muhendishane.net adresini ziyaret edebilirsiniz.

2 replies on “04.10.2020: Bülten.15”

Hocam Merhabalar,

Yazılarınız, videolarınız, paylaşımlarınız o kadar güzel, ilgi çekici ve doyurucu ki hayretler içerisinde kalıyorum her defasında. Üslubunuz, anlatım akışınız, kullandığınız görselleriniz hepsinde bir özen ve emek olduğu çok açık. Her hafta ayrı bir pencere açıyorsunuz bizlere.

Akademi dünyasına tutunmaya çalışan, doktorasının sonlarına yaklaşmış bir araştırma görevlisi olarak naçizane paylaşmak istedim.

Emekleriniz çok değerli.

Saygılarımla.
Mehmet Eker

Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s