Kategoriler
Genel

06.09.2020: Bülten.14

Bu bültende mühendislik öğrencilerine öğretilenler kadar öğretilmeyenler üzerinde duracağız. Farklı ön kabul ve beklentilere sahip üniversite ve sanayi arasındaki kopukluğun faturasını gençler ödüyor.

Mühendishane’nin 14. bülteninden, aynı zamanda Covid-19 salgınının zirve yaptığı sıcak bir Ankara sabahından merhaba. Bültenlerin başladığı günden bu yana sürdürülebilirlik üzerinde durduk. Bunun sadece içi boş, popüler bir kelime olmadığını, eğitim ve iş hayatının sürdürülemez bir noktaya gelmesinin neye benzediğinden bahsettik. Yaşamakta olduğumuz salgın, sürmeyen bir oyunun neye benzediğini bize gösteriyor. Okullar açılacak mı, ofise dönebilecek miyiz, iş yerimiz kapanacak mı, uçuşlar açılacak mı, sokağa çıkma yasakları başlayacak mı gibi soruları, sürdürülemeyen bir dünyada muhatap olduğumuz düşüncelere ve içinde yaşamak durumunda kaldığımız belirsizliğe birer örnek olarak gösterebiliriz. İklim ve nüfus krizi gibi büyük problemlerin bu soruları daha da derinleştirip büyüteceğini, bu krizlerin nelere gebe olabileceğini bilenler tahmin ediyordur diye düşünüyorum.

Bu bültende yine anlatacak, dikkatimizi vereceğimiz çok konumuz var. Lafı fazla uzatmadan başlayalım.

Bu aralar ufaklıklara hediye fikirleri arayanlar için bir öneri. Ayrıntılı bilgi isteyenler için: WorldSavingBooks.com

Abone olun

Merhaba. Ben Arda ÇetinMühendishane Akademi projesinin bir uzantısı olarak başladığım eğitim ve kariyer bültenlerinde, alışageldiğimiz klişe ve banal “kariyer tavsiyeleri” yerine, dünyanın nabzını birlikte tutup, krizlerin kucağına düşmüş bir dünyada anlamlı bir eğitim ve kariyer yolculuğunun yol haritasını nasıl çizebileceğimizi birlikte düşünelim istiyorum.

Henüz abone olmadıysanız, her ayın ilk Pazar sabahı yayımlanan aylık bültenleri e-posta yoluyla almak için aşağıdaki kutuya e-posta adresinizi girebilirsiniz.


Gündem

Sürdürülebilir bir tedarik zinciri

Biliyorsunuz Covid-19 sürecinin iş dünyasına olumsuz etkilerinden bir tanesi tedarik zinciri alanında gerçekleşti. Üretimi sektörler ya da ülkeler bazında değil de, küresel çapta ele aldığımız zaman, aslında imalat sanayisinin birbirine bağımlı, karmaşık tedarik zinciri ağları etrafında yapılandığını görüyoruz. Ürettiğiniz şey ister gıda ürünleri olsun, ister makine parçaları ya da lüks arabalar, üretimin mümkün olabilmesi sağlıklı bir tedarik zinciri akışı sayesinde sağlanıyor. Covid-19 nedeniyle akışın zarar gördüğü durumlarda, küresel üretimin bu durumdan nasıl etkilendiğine hep birlikte tanıklık ettik.

Tedarik zincirleri üretimin yapı taşlarından biri olmasına rağmen, mühendislik öğrencileri üniversitede bu konuda hiçbir altyapı kazanmadan, hatta belki bu alanın farkında bile olmadan mezun olabiliyorlar. Otomotiv, kozmetik, savunma, gıda, enerji ve buraya yazabileceğimiz nice farklı sektördeki ürünler, küresel çapta 20 trilyon dolar mertebesinde bir ticaret hacmi yaratıyor. Burada önemli olan sadece tüketicinin satın aldığı nihai ürünler değil: Ürünleri meydana getiren sayısız parçanın dünyanın çeşitli köşelerinden tedarik ediliyor olması, yıllar içinde tedarik zincirlerinin yüksek verimle çalışan, son derece karmaşık sistemlere evrilmesine yol açmış durumda.

Konunun önemini genç mühendislerin daha iyi kavramasını sağlamak adına, bir örnek vermek istiyorum: Örneğin bir iş makinesi üreticisine parça temin eden bir firmada çalışıyorsunuz. Covid-19 sürecini oldukça başarılı bir şekilde yönettiniz ve firmanız bu zor döneme rağmen üretime hazır durumda. Kapasiteniz de var. Dolayısıyla müşterinize parça temin edebilecek durumdasınız. İşin güzel tarafı, müşteriniz de kendi müşterisinden sipariş almış ve sizden parça almak istiyor. Ancak bir problem var: İş makinesi üreten firma, kendi üretimi için gereken bütün parçaları temin edebiliyor olmasına rağmen, makinede yer alan ve sadece Çin’den getirebildiği bir motoru tedarik edemiyorsa, iş makinesini tamamlayamayacağı için diğer tüm parçaların siparişini de durdurmak durumunda kalıyor. Yani tedarik zincirinin tek bir halkasındaki çözümsüzlük, bütün ağın durmasına yol açıyor. Siz siparişi karşılayabilecek bir durumda olmanıza rağmen, ister istemez üretim yapamaz bir duruma geliyorsunuz.

McKinsey Global Institute tarafından yapılan bir analiz, bunun sadece bir senaryo değil, birebir yaşanan bir gerçek olduğunu sizlere gösterebilir: Bahsettiğim bu tür tehlikeler, özellikle nitelikli ürünlerin tedariğindeki aksamalarda ortaya çıkıyor. Tedarik zincirindeki ürünün niteliği arttıkça, kısıtlı sayıda firmadan temin edilebiliyor olması nedeniyle Covid-19 ya da benzeri olabilecek krizlerden etkilenme ihtimali artıyor. Komodite ürünlerde ise bu risk azalıyor. Aşağıdaki görsel üzerinde bu analizde elde edilen sonuçların özetini görebilirsiniz.

Komodite ürünlere yönelik tedarik zincirleri Covid-19 benzeri krizlerden daha az etkilenirken, özel, nitelikli ürünlerin tedariği daha büyük bir risk yaratıyor. (Kaynak: McKinsey Global Institute)

Covid-19 bize bunun gerçekten de mümkün olabileceğini gösterdi. İş hayatının içinde olanlar, yukarıda verdiğim örneklerin çeşitlerini kendi iş hayatlarında birebir tecrübe etmek durumunda kaldılar. O nedenle ben de önceki bültenlerde lokal ve çeşitlendirilmiş bir tedarik zincirinin, salgın sonrasında birçok üretici firmanın ana konularından biri olabileceğine dair düşüncelere yer vermiştim. Bu gereklilik, sadece Covid-19 salgınının beklenenden daha uzun sürme ihtimaline karşı bir önlem olarak değil, aynı zamanda iklim krizi nedeniyle yaşanabilecek problemlere de bir hazırlık yapmak açısından önem taşıyor.

İklim krizi tedarik zincirlerini nasıl etkileyebilir?

İklim krizi nedeniyle yaşanabilecek hava olaylarının tedarik zincirleri üzerine önemli etkileri olabileceği, zaten uzun yıllardır bilinen ve çeşitli araştırmalara konu olan bir mesele. Burada tedarik zincirinin olumsuz etkilenmesi ifadesinden aklınıza sadece nakliyede problem yaşanması gibi lojistik konuları gelmesin: Çok basit bir örnek olarak fırtına nedeniyle yolların, elektrik hatlarının hatta üretim tesislerinin telafisi zaman alacak şekilde hasar görmesi bile, iklim krizi bağlantılı riskler arasında değerlendirilebilir. Yani yukarıda bahsettiğim nitelikli motor, lojistik nedeniyle değil, fabrikanın fırtınadan zarar görmesi nedeniyle de temin edilemiyor olabilir. Burada istisnai ya da gelecekte yaşanabilecek senaryolardan değil, aslında bugün de gündelik hayatımızın bir parçası olan problemlerden bahsediyoruz. Fırtınaların neler yapabildiğini, günümüzde de yaşamakta olduğumuz sayısız örnekten biliyoruz.

Yukarıda özellikle özel ve nitelikli ürünlerin tedarik zinciri kesintileri açısından yüksek risk altında olduğundan bahsetmiştim. Bu tür bir problem yaşandığında, bu tür özel ve nitelikli ürün ya da bileşenlerin farklı bir tedarikçiden temini kolaylıkla sağlanamıyor.

Verilebilecek örnekler sadece fırtınalar ile sınırlı da değil. Örneğin iklim krizine bağlı olarak yağışların şiddetinin artacak olması, nadir toprak elementlerinin üretimini de olumsuz etkileyecek. Bu da aslında sadece olumsuz bir gelecek senaryosu değil: Örnekleri geçmiş senelerde yaşanmış tecrübelerden bahsediyoruz. Örneğin 2010 – 2011 yıllarında nadir toprak elementlerinin tedariğinde yaşanan sıkıntılar nedeniyle fiyatların nasıl hızlı bir artış gösterdiğini aşağıdaki grafik üzerinde sizler de görebilirsiniz.

2010-2011 senelerinde nadir toprak elementlerinin tedariğinde yaşanan sıkıntılar, fiyatların çok ciddi şekilde artmasına yol açmıştı. (Kaynak: McKinsey Global Institute)

Bu tür tedarik problemlerinin iklim krizi nedeniyle gelecekte daha sık yaşanma ihtimalinin olması, birçok farkı kaynakta dile getirilen bir konu. Örneğin yukarıdaki görselin alındığı makalede, iklim krizi kaynaklı yağışlar nedeniyle nadir toprak elementi tedarik zincirlerinin çökme riskinin 2030 senesine kadar 2 ila 3 kat artacağından bahsediliyor. Nadir toprak elementlerinin kullandığınız bilgisayarlardan tutun cep telefonları, şarj edilebilir piller ya da katalitik konvertörler gibi yaygın kullanılan ürünlerde bulunuyor olması, bu tür bir problemin aslında ne kadar farklı sayıda sektöre etki edebileceğini ortaya koyuyor.

Çözüm nerede?

Çözümü iki şekilde düşünebiliriz: Problemin şiddetini, riskini azaltmak adına alabileceğimiz hızlı ama geçici çözümler. Ve tekrar etmesini engelleyecek ve bir problem olmaktan çıkaracak kalıcı çözümler.

Birinci türde geçici çözümler arasında firmaların tedarik zincirlerini çeşitlendirmeye çalışması, mümkün mertebe yakın mesafelere taşıması ya da kriz durumunda kullanabilecekleri güvenlik stoklarını sayabiliriz.

Ancak biliyorsunuz doğru tedavi için öncelikle doğru teşhis gerekiyor. Problemin sonuçlarıyla kavga etmeyi bırakıp kalıcı çözümler için kaynağına yüzümüzü döndüğümüzde, bültenlerin başından beri bahsettiğimiz sürdürülebilirlik konularını görüyoruz.

Sürdürülebilirlik önümüzdeki yılların en önemli konularından bir tanesi. En az yapay zeka ve otomasyon kadar önemli. İş hayatının sürdürülebilirliğinin sağlanamadığı bir dünyada, fabrikalarda yapay zeka ya da otomasyon kullanımının hiçbir öneminin kalmayacağını aklımızdan çıkarmayalım.


Güncel trendler ve öne çıkanlar

Günceli yakalamak ve güncel problemler hakkında fikir sahibi olmak için diğer öne çıkan gündem maddeleri arasında neler var, şirketler hangi problemlerle uğraşıyor, nelere para harcıyor, kısaca bir göz atalım.

Rapora ulaşmak için resme tıklayabilirsiniz.

Yeni riskler, yeni öncelikler: Yukarıda bahsettiğim iklim krizi ve salgın gibi “yeni” krizlere karşı şirketlerin ne kadar dayanıklı olduğu sorusu, aslında Birleşmiş Milletler ve üye ülkelerin gündem ve kalkınma planlarında önemi giderek artan bir konu olarak tartışılıyor. Deprem ve sel gibi doğal afetler ile iklim değişikliği son yıllarda Dünya Ekonomik Forumu raporlarında da kalkınmanın önündeki en önemli tehdit olarak yer alıyor. Özellikle iklim değişikliğine bağlı olarak artan kuraklık ve aşırı hava koşulları nedeniyle yaşanan ekonomik zararın son 30 yılda 3 kat artış gösterdiği biliniyor. Bu konuyla ilgili BM tarafından hazırlanan güzel bir rapor da var. [Link @BirleşmişMilletler]

Samsung ve UNDP İşbirliği birinci yaşında: Birçok telefon kullanıcısı bunu bilmiyor olabilir ama Samsung ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) arasında, sürdürülebilir kalkınma amaçlarına ulaşılmasına destek olmak amacıyla başlatılan bir işbirliği var. Ve bu işbirliği birinci yaşına girdi. Dünya çapında 45 milyondan fazla Galaxy akıllı telefona kurulan “Samsung Küresel Amaçlar” uygulaması, geniş Galaxy kullanıcı topluluğunun “Küresel Amaçlar” hakkında bilgi edinmesi, bu farkındalığı arkadaşlarına ve ailelerine de aşılaması, UNDP’nin 170’ten fazla ülkede sürdürülebilir politikalar geliştirmek ve güçlü kurumlar inşa etmek amacıyla yürüttüğü küresel çalışmalar için fon oluşturması konusunda kolay bir yol olarak öne çıkıyor. [Link @UNDP]

Sürdürülebilirlik sadece bir imalat ve teknoloji meselesi değil.

İngiltere-ABD uçuşları için test baskısı: Amerikan ve İngiliz havayolu şirketlerinin CEO’ları, yolculara test uygulanması suretiyle uçuşların önünü açmak için hükümet yetkililerine baskı yapıyor. Henüz ufukta güvenilir bir aşının görünmüyor olması nedeniyle, New York – Londra arasında test prosedürlerini yürürlüğe koyarak bir veri tabanı oluşturulması talep ediliyor. Ticari olduğu kadar etik zorlukları da olan bir sorunla karşı karşıyayız. [Link @Reuters, İngilizce]

American Airlines personel sayısının Ekim ayında pandemi öncesine kıyasla 40.000 kadar azalmış olmasını bekliyor.

Havayollarında işten çıkarmalar devam ediyor: Birçok havayolu şirketinin bu süreçte personel çıkardığını ve çıkarmaya devam ettiğini gördük. Ancak American Airlines’ın federal yardım uzatılmadığı takdirde 19.000 kişiyi işten çıkaracağı haberi (tehditi diye de bakabilirsiniz) başka bir açıdan önemli: Haberde şirketin dördüncü çeyrekteki kapasite beklentisinin, geçen yılın aynı dönemine kıyasla yarıya düşmesini beklediğinden bahsediliyor. Turizm ve hizmet sektöründe çalışan ya da bu sektörler için üretim yapanlar için önemli bir ayrıntı olduğunu düşünüyorum. American Airlines, Ekim ayında personel sayısının pandemi öncesine kıyasla 40.000 kadar düşmüş olmasını beklediğini de açıklıyor. [Link @CNBC, İngilizce]

Sivrisinekleri “hasta ederek” hastalıklara çare bulmak: Son bir haber de akademiden: Bilim insanları sivrisinekler aracılığıyla yayılan ve dang humması (Dengue fever) adı verilen bir hastalığı, sivrisineklerin Wolbachia adı verilen bir bakteri taşımasını sağlayarak önleyebileceklerini buldular. Belki bu alanda çalışan bilim insanlarını kızdıracak bir ifade olabilir, ama bir anlamda sivrisinekleri hasta ederek, bir hastalığa çare bulunduğunu söylemek çok da yanlış bir ifade olmaz sanırım. Bakteri taşıyan sivrisineklerle Endonezya’nın Yogyakarta kentinde yapılan bir pilot çalışma neticesinde, vaka sayısının %77 oranında azaldığı tespit edilmiş. [Link @Nature, İngilizce]


Eğitim yolculuğu

Mühendislik eğitimi öğrencileri iş hayatına ne kadar hazırlıyor?

Bu oldukça tartışmalı bir konu. Üniversiteler meslek okulu değil, formasyon alma yeridir diyenler bir tarafta (ki, çok da yanlış bir bakış açısı değil), üniversitelerden gelen yeni mezunlar iş hayatının beklentilerini karşılamıyor diyenler ise diğer tarafta (maalesef onlar da çok haksız değiller).

Yani bu tartışmada haklı ya da haksız bir taraf yok. Farklı ön kabuller ve beklentiler nedeniyle ortaya çıkan bir fikir ayrılığından bahsediyoruz. Ama bunun sonuçlarıyla yüzleşmek durumunda kalan gençlerin yaşadığı zorluklar, belki de bu konuyu daha özenli bir şekilde ele almayı gerektiriyor diye düşünüyorum.

Bu mesele her branş için aynı şiddette hissedilmiyor olabilir. Örneğin bir yazılım mühendisinin aldığı eğitim ve iş hayatında sergilemesi beklenen meziyetler arasında bir uçurum olmadığını söyleyebiliriz. Ancak konu sanayi ve imalat tarafında geldiğinde, maalesef bu konu artık ciddi bir mesele halini aldı diye düşünüyorum.

Bu uyumsuzluk birçok farklı alanda kendini gösteriyor: Örneğin sanayide çalışması beklenen genç mezunların, görevlerinin gerektirdiği teknik altyapıya sahip olmaması, bu görevlerin gerektirdiği kişisel becerileri geliştirme fırsatı bulamamış olmaları ve iş hayatının profesyonellik beklentilerini göğüslemekte zorluk çekiyor olmaları, sanayinin beklentileri perspektifinden başlıca zorluk yaşanan alanlar arasında gösterilebilir. İşin kişisel beceriler (iletişim, takım oyuncusu olma vb.) ve profesyonellik tarafı belki bir eğitim müfredatı içinde aktarılamıyor olabilir. Bu konular öğrencinin sosyal faaliyetleri neticesinde kazanması gereken meziyetler olarak değerlendirilebilir. Ancak teknik açıdan beklentilerin karşılanamıyor olmasının nedenlerini sadece kişilerde değil, eğitim programlarında da aramamız gerekiyor diye düşünüyorum.

Her üniversite birbirinin aynısı değil: Her ülkede olduğu gibi ülkemizde de yüksek ya da daha düşük nitelikte eğitim veren, öğrencilerine farklı nitelikte imkanlar sunabilen üniversiteler olduğu bir gerçek. Ancak buradaki konunun bu nitelik farkı ile açıklanabileceğini düşünmüyorum. Çünkü en nitelikli üniversitelerin mezunlarının bile bazı iş kollarında beklentileri karşılamakta zorlandıklarını görebiliyoruz.

Birçok üniversite, akademisyen kadrosunu yayın potansiyeli taşıyan alanlarda çalışan insanlardan oluşturmak durumunda kalıyor. Bu tüm dünyada geçerli olan ve akademinin mevcut koşullar altında bir anlamda yapmak zorunda olduğu tercih. Ancak bu alanlarda çalışan akademisyenler, sanayide çalışan kişilerin ihtiyaç duyduğu teknik bilgilere hakim olmayabiliyor ya da bu tür alanlarda dersler vermelerinin gerekli olmadığını düşünebiliyorlar. Problem de zaten tam olarak buradan kaynaklanıyor: Akademik araştırma ile sanayide çalışacak kişilerin niteliği birbirinden çok farklı. Ancak sadece akademik nitelik üzerinden şekillenen bir eğitimci profili, ister istemez sanayiden uzak bir nitelik havuzunun ortaya çıkmasına yol açıyor.

Akademik araştırma ile sanayide çalışacak kişilerin niteliği birbirinden çok farklı. Ancak sadece akademik nitelik üzerinden şekillenen bir eğitimci profili, ister istemez sanayiden uzak bir mezun havuzunun ortaya çıkmasına yol açıyor.

Bunu ben de meslek hayatımda yaşıyorum: İmalat alanında çalışmaya gelen malzeme mühendislerinin teknik resim okuma gibi temel becerilerden yoksun olması, geometrik toleranslandırma ifadesini ilk defa iş yerine duyması, hatta torna ve freze arasındaki farklı bile dile getiremeyecek şekilde konudan uzak olması, ister istemez sanayi tarafında bir hayal kırıklığı yaratıyor. Bahsi geçen bu konular malzeme mühendisliğinin konuları değil diyebilirsiniz, ancak mezunlarınız bu konuların bilinmesi gereken yerlere iş başvurusu yapıyor, ve üstelik ağırlıklı olarak bu alanlarda iş arıyorsa, bu konuya bu kadar kapalı bir şekilde yaklaşmanın sadece ve sadece gençlere zarar vereceğine inanıyorum.

Mühendishane’de önümüzdeki aylarda bu konuda da bazı çalışmalara yer vermek istiyorum. Ancak bu konuda sizlerden gelecek geri bildirimler de önemli. O nedenle ister aşağıya yorum olarak, ister iletişim sayfasındaki form aracılığıyla bana mail göndererek bu konudaki görüşlerinizi paylaşmanızdan memnuniyet duyarım.


Kariyer yolculuğu

Dökümhane Akademi kariyer sayfası yayında

Takip edenler biliyordur: 2015 senesinde Mühendishane projesinin devamı niteliğinde başladığım Dökümhane Akademi projesi 2019 senesi itibariyle Türkiye Döküm Sanayicileri Derneği (TÜDÖKSAD) çatısı altında faaliyet göstermeye başladı. Sektördeki tecrübeli profesyonellerden ziyade yeni işe başlayan veya başlamak isteyen genç mühendislere yönelik eğitim içerikleri sunan Dökümhane Akademi projesi kapsamında hazırlanan Kariyer sayfası yayına verildi.

Şimdilik sadece sektörde çeşitli pozisyonlarda çalışan genç mühendislerle röportajların sunulduğu sayfada, yakında kariyer tavsiyeleri ve hatta staj ve iş başvurularına yönelik içeriklerin de sunulması planlanıyor. Bu sektöre yönelik ilgisi olan genç mühendislerin takip etmesinde fayda var. Bilgi için Dokumhane.net/Kariyer adresini ziyaret edebilirsiniz


Kitap tavsiyesi

Whiplash / Joi Ito – Jeff Howe

Bu kitabı okumamın üzerinden birkaç sene geçti. Ancak kitabın içeriğinin bugün de geçerliliğini koruduğuna yürekten inanıyorum. Kitap temel olarak, teknolojinin hızlı ilerleyişinin bir sonucu olarak, doğru bildiğimiz birçok şeyin nasıl bir değişim içinde olduğu üzerinde duruyor. Yazarlar, teknolojinin ve özellikle internetin hızlı bir şekilde dönüştürdüğü kurumlar, iş yapış biçimleri ve beklentiler içinde yol bulmak için kullandıkları prensipleri, 9 ana başlık altında özetliyorlar. Kitabı okuduğumda yazdığım bir özeti görmek isteyenler Mühendishane Akademi’de yayımlanan bu yazıya göz atabilirler. Ama daha derin bir kavrayış için kitabı mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum.


Sizin görüşleriniz

Hatırlamakta fayda var: Covid-19 sadece fiziksel sağlımızı değil, ruh sağlığımızı da tehdit ediyor. Farkındalık kazanmak çok önemli.

Mühendishane Akademi’nin blog sayfasındaki yazılarımı takip edenler, benim futurizm konusuna biraz kafayı takmış olduğumu bilirler (örnek bir yazı). Çünkü geleceği belirleyen şey, bizim bugünkü tercihlerimiz ve aksiyonlarımız. O nedenle bugünü vurdumduymazlıkla yaşayıp, acaba gelecekte neler olacak diye merak ederek bir yere varamayacağımızı düşünüyorum. Bizim geleceğe değil bugüne odaklanmamız, bugünün mücadeleleri ve problemleri üzerinde enerjimizi harcıyor olmamız gerekiyor.

Geleceğe değil de şimdiye odaklanmanın önemimi en güzel anlatanlardan biri, yukarıda kitap tavsiyesi kısmında da yer verdiğim Joi Ito. Mühendishane’nin 14. bültenini sonuna gelirken, nen bu noktada sözü kendisine bırakmak istiyorum: Neden futurist değil de nowist olmamız gerekiyor, gelin bir de kendisinden dinleyelim.

Her zaman olduğu gibi, görüş, öneri ve yorumlarınızı aşağıda paylaşabileceğinizi hatırlatmak istiyorum. Herkese iyi Pazarlar.

Videoyu Türkçe altyazı seçeneğiyle izleyebilirsiniz.

Geliştirici: Arda Çetin

Mühendishane, Arda Çetin tarafından hayata geçirilen bir eğitim projesidir. Malzeme mühendisliği üzerine hazırlanan eğitim içerikleri için Muhendishane.org adresini, eğitim ve kariyer bültenleri için Muhendishane.net adresini ziyaret edebilirsiniz.

7 replies on “06.09.2020: Bülten.14”

Mühendislik eğitimi öğrencileri iş hayatına ne kadar hazırlıyor?

Selam

En iyisini siz ve benim gibi onsanlar biliyor. Sonucta Turkiyede kaç adet Avrupa, GELISMIS Ülkelerin seviyesinde dökümhane var??
ADI , metali ArGe çalismasi yapacam deyip tesfik alan dokumhanelermi? Vermikuler gragit ArGe çalismasi yapacam deyip tesfik alanlarimi??

Benim Turkcem iyi degildir, ama metalurji ve malzeme döküm konusunda kendimi gelistirmeye devam ediyorum. ADI ve VERMIKULER metalleri 30 sene once uygulamalarini yaptim.

Diyecek cok var.

Birincisi, güzel baslangic, en azindan AKADEMI altinda igneyi kendimize durtmeye baslamissiz. Yetermi yok. Eskici kafalar ortalikta gezdikce, malesef cok yol var yapilacak.
Selamlar
Mk

Beğen

Arda bey öncelikle yeni mezun bir malzeme mühendisi olarak bültenlerinizi ilk günden itibaren takip ediyorum gerçekten çok önemli konular hakkında sayenizde bilgi sahibi oluyoruz.Sanayide bizden teknik anlamda çok şey bekleniyor bu eksiklikler hakkında öğreteceğiniz bilgi ve tecrübeler bizim için çok yararlı olacaktır. Zaman ayırdığınız için teşekkür ederim.

Beğen

Merhaba
20 Yaşına gelmiş çocuğunuzu jimnastikçi yapmaya çalışmak gibi birşey bu. Hoca size şunları söyleyecek ” kusura bakmayın ama çocuğun kemik ve kas gelişimi nerede ise durmuş bu spora çocuk yaşta başlaması lazım, 20 yaşından sonra vücut şekil almaz”. Evet durum aynen bu çocuk işçi felan diyerek çıraklığı bitirdiler. O zaman çocuk sporcu da olmasın ,çocuk sporcu çıraktan az mı çalışıyor. Bu modern bağnazlık ile hiçbir yere gidemeyiz. Ustam “iş eline yakışmalı” derdi evet iş elinize daha çocukken başlarsanız yakışır.
Yakınlarımda olan mühendislik okumak isteyen akrabalarıma, komşu çocuklarına gelin benim yanımda çalışın diyorum bir yandan da okula gidersiniz.
Mühendislik kazanan arkadaşlar, gidin okula en yakın sanayiye ve yarım zamanlı bir iş bulun, paraya takılmayın harçlık verseler yeter. Mümkünse ikinci öğretim yazın gün size kalsın. Zorlanacaksınız ama bir yıl içerisinde sınıftaki değer arkadaşlarınıza oranla ne kadar ileride olacağınıza inanamıyacaksınız. Okul bittiğinde ne iş yapacağınıza çoktan karar vermiş olacaksınız. Kafanızda bir proje geliştirecek ve kendi işinizi kurmak isteyeceksiniz.
Spor hocam bir gün bana şöyle söyledi ” başkalarından farklı olmak önde olmak mı istiyorsun o zaman onlar uyurken sen uyanık olacaksın, onların yediklerini yemiyecek içtiklerini içmeyeceksin sıradan insanlar gibi yaşarsan sıradan insanlardan farklı olamazsın”.
Dikkat edin Arda bey size hiçbir zaman çok okunan kitapları tavsiye etmiyor. Size herkezin okuduğunu okumayın diyor.
Şunu peşin peşin söyliyeyim siz farklısınız, neredenmi biliyorum çünkü bu forumu okuyorsunuz.

Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s