Kategoriler
Genel

05.07.2020: Bülten.12

Covid-19 tüm ezberleri bozuyor. Akademi de, sarsılmaz görünen şirketler ve sektörler de doğru bildiklerini baştan ele alıyor. Bu bültende iş ve eğitim hayatımızı sil baştan ele almanın yolları üzerinde duruyoruz.

Mühendishane’nin 12. bültenine hoş geldiniz. Uzun zamandır yapmak istediğim bu bülten projesine başladığım günlerde patlak veren salgın, maalesef bültenlerin yaşam süresince ana gündem maddesi olmaya devam ediyor. Bu bültende de birçok güncel trend ve öne çıkan haberler üzerinde duracağız. Ele aldığımız birçok konunun arka planında, sizlerin de görebileceği gibi salgın olacak.

Elbette salgın dışında bahsedebileceğimiz güzel gelişmeler de var. Bunlardan bir tanesi Mühendishane Stajyer Programı. İlk ayını geride bıraktığımız programda stajyerlerimiz öz verili bir şekilde çalışmalarını sürdürüyor. Bu ay sonunda ortaya çıkardıkları işi sizlerle paylaşacak olmak, açıkçası bana da heyecan veriyor.

Biliyorsunuz bu bültenden itibaren aylık frekansa geçtik. İsterseniz lafı fazla uzatmayalım ve Haziran ayının bir değerlendirmesi ve öne çıkan konu başlıklarıyla bültenimize giriş yapalım.

2020’nin beklenmedik aksesuarı: Maske.

Merhaba. Ben Arda ÇetinMühendishane Akademi projesinin bir uzantısı olarak başladığım eğitim ve kariyer bültenlerinde, alışageldiğimiz klişe ve banal “kariyer tavsiyeleri” yerine, dünyanın nabzını birlikte tutup, krizlerin kucağına düşmüş bir dünyada anlamlı bir eğitim ve kariyer yolculuğunun yol haritasını nasıl çizebileceğimizi birlikte düşünelim istiyorum.

Henüz abone olmadıysanız, her ayın ilk Pazar sabahı yayımlanan aylık bültenleri e-posta yoluyla almak için aşağıdaki kutuya e-posta adresinizi girebilirsiniz.


Gündem

Bilimsel yayınlara ne kadar güvenebiliriz?

Konu nedir?

Covid-19 üzerine yayımlanan iki makalenin peş peşe geri çekilmesi, hakemli dergilerin ve bilimsel yayıncılığın güncel durumuna gölge düşürdü. Konuya The New York Times gazetesinde de yer verildi. [Link @NYTimes, İngilizce]

Biraz ayrıntı verebilir miyiz?

Yayımlanan (dikkat: değerlendirme aşamasında olan değil, yayımlanan) iki makaleden bir tanesi tansiyon ilaçlarının Covid-19 tedavisinde güvenle kullanılabileceğini belirtiyordu. Diğer makale ise sıtma ilaçlarının Covid-19 hastaları için tehlikeli olduğuna dair bilimsel veriler sunuyordu. New England Journal of Medicine ve The Lancet dergilerinde yayımlanan bu iki makale, bilim insanlarının itirazları sonucunda yazarları tarafından geri çekildi. Nedeni makalelerin hatalı bilgi içermesi değil: Uydurma olmaları.

Okunamayacak kadar çok makale, kontrol edilemeyecek kadar çok veri…

Makalelerin geri çekilmiş olması güzel bir şey değil mi?

Konuya yüzeysel bir şekilde bakacak olursanız, öyle. Ama aylardır gündemin ana maddesi olması nedeniyle mercek altındaki bir konuda bile bu tür problemlerin olması, hakemli dergi mekanizmasının bilimsel açıdan ne kadar güvenilir olduğu konusunda kuşku yaratıyor.

Hakemler bu hataları yakalayabilir miydi?

The Lancet baş editörü Dr. Horton, yayımladıkları makalenin “üretilmiş” bir içeriğe sahip olduğunu (yani gerçek verilere dayanmadığını) ve tarihi bir sahtekarlığa maruz kaldıklarını söylüyor. Hakemler, bilimsel metoda dair yanlışları bulabilir ve makalenin kalitesine yönelik eleştiriler getirebilirler. Ancak bu tür uydurulmuş verileri ve sahtekar içerikleri her seferinde yakalamalarını beklemek, eğer bariz bir neden yoksa, oldukça zor.

O zaman hakemleri değil de, sistemi sorgulamak mı gerekir?

Bence öyle. Akademik niteliğin tamamen makale, bildiri vs. hesabına indirgendiği bir puanlama sisteminin neticesinde, akademik kariyer rotasını seçen herkes yayın yapma, hem de bolca yayın yapma baskısı altında ter döküyor. Meşhur “yayın yap ya da yok ol” (publish or perish) mottosu, artık “yüksek etki faktörüne sahip dergilerde bolca yayın yaparsan, belki bir ihtimal yok olmazsın” mertebesine ulaşmış durumda.

Akademinin evrimi.

Bu da, sahtekarlığın önünü açıyor…

Elbette bu sahtekarlığı yapan kesimin akademiyi temsil ettiğini iddia edemeyiz. Ancak bu sistemin, bu tür eğilimleri olan kişilere yaptıklarını meşrulaştırmak adına yeterli gerekçeler sunabildiğini söyleyebiliriz. Bu yine gündemin en tepesinde yer alan bir konu olması nedeniyle kolay yakalanan bir sahtekarlık örneği. Acaba başka kulvarlarda, konularda neler yayınlanıyor, neler hakemlerin gözünden kaçıyor diye merak etmeden duramıyor insan.

Ne yapılabilir?

Bu sistemin bir revizyon ihtiyacı olduğu kesin. Belki dünya üzerinde yirmi ya da otuz üniversitenin olduğu bir dönemde, akademisyenlerin kariyerleri boyunca sadece birkaç makale yayımladıkları yıllarda hakemli dergi sistemi doğru dürüst çalışıyordu. Ama bugün bu sistem artık işlemiyor. Bunu bir tek ben söylemiyorum. Eğer konu ilginizi çekiyorsa, aşağıdaki bağlantılara göz atabilirsiniz.

En sondaki The Guardian’ın başlığı sizin de dikkatinizi çekmiş olabilir: “disastrous capitalism”. Kim ne derse desin, akademi kendi çalışanlarına en ağır koşulları dayatan ve kapitalist düşünceyi doruklarda yaşayan sektör olmaya devam ediyor. Üstelik bunu yaptığının farkında bile olmadan.

Covid-19 sonrasında tedarik zincirinin kazananı Çin olabilir mi?

Bir kuşak (İpek Yolu ekonomik kuşağı), bir yol (21. yüzyıl deniz İpek Yolu) hatları. Kaynak: Mercator Institute for China Studies.

Konu nedir?

Çin’in ünlü bir kuşak, bir yol (belt and road initiative) projesi, Covid-19 sonrasında tedarik zinciri kurgusu açısından Çin’e büyük avantaj sağlayabilir.

Bir kuşak, bir yol projesi nedir?

Bir kuşak, bir yol projesi için (Belt and Road Initiative), en basit tabiriyle üç kıtada kesintisiz ticaret ve işbirliğini sağlayacak modern bir ipek yolu konsepti diyebiliriz. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in 2013 senesinde duyurduğu ve 2049 senesinde tamamlanması planlanan bu proje, Çin ve Avrupa arasında demir yolu ağı ile kurulacak İpek Yolu ekonomik kuşağına ek olarak, 21. yüzyıl deniz yolu İpek Yolu’nun da oluşturulmasını hedefliyor. Ayrıntıları merak ediyorsanız, daha önce Mühendishane’nin blog sayfasında yayımadığım bir yazıyı burada bulabilirsiniz.

Covid-19 bu projeyi nasıl etkiler?

Bir kuşak, bir yol projesi, özünde bir yatırım projesi. Her ne kadar arkasında Asya Altyapı Yatırım Bankası (Asian Infrastructure Investment Bank, AIIB) gibi güçlü bir finansman yapısı olsa da, önümüzdeki dönemde projenin altyapı çalışmalarına dair sermaye kısıtlamaları gündeme gelebilir. Devlet finansmanının kısıtlanması durumunda finansman desteği özel kuruluşlara geçerse, doğal olarak en kısa vadede, en büyük karlılığı sağlayacak altyapı yatırımlarına öncelik verileceğini öngörebiliriz. Dünya Ekonomik Forumunun internet sayfasında yayımlanan bir yazıda, Covid-19’un bu olumsuz etkisinin altı çiziliyor.

Covid-19’un bu projeye olumlu etkileri de olabilir mi?

İtalyan ekonomist Michele Geraci’ye göre bu sorunun cevabı evet. Avrupalı ülkelerin salgın sonrasında tedarik zincilerini çeşitlendirme gayretleri nedeniyle, çeşitli düşük maliyetli ülkelerden mal tedariğini mümkün kılacak bu projeye ilginin artması ve altyapı çalışmalarının da bu ilgiden cesaret alarak hızlanması mümkün. Bu da doğal olarak Çin’in bu salgından karlı çıkmasını sağlayacak. Salgının başladığı ülke, salgından karlı çıkıyor. Ne tuhaf değil mi?

Bu arada yukarıdaki düşük maliyetli ülke ifadesi dikkatiniz çekti mi? Batı dünyası bunu low cost country sourcing olarak adlandırıyor. Bu pek üzerinde durduğumuz bir konu değil, ancak biz de maalesef Batı dünyasının gözünde düşük maliyetli bir ülke olarak ezberlenmiş durumdayız. Bu Türkiye’nin teknolojik kalkınması açısından ciddi bir problem. Bu konuyu burada kısaca geçiştirmek doğru olmaz, uzun uzun ele alınması gereken bir konu. O nedenle şimdilik ilerleyen bültenlere bırakalım. Ama bu konuda sizin de söylemek istedikleriniz varsa, aşağıya yorum olarak bırakabilirsiniz.


Güncel trendler ve öne çıkanlar

Günceli yakalamak ve güncel problemler hakkında fikir sahibi olmak için diğer öne çıkan gündem maddeleri arasında neler var, dünyada neler oluyor, şirketler hangi problemlerle uğraşıyor, nelere para harcıyor, kısaca bir göz atalım.

Alman sanayisi son 20 yılın en kötü günlerini yaşıyor.

Krizin Almanya’ya etkisi beklentilerin üzerinde: Konu Avrupa’nın en güçlü ülkesi olduğu zaman, özellikle Türkiye ile olan ticari ilişkiler de dikkate alındığında kulak kesilmekte fayda var: Covid-19’un ekonomiye olumsuz etkisi kimse için sürpriz değil, ancak etkinin büyüklüğü beklenin üzerinde görünüyor. Bu sene ekonomik daralamanın %6 ila %7 bandında olacağı öngörülüyor. Bu rakam, 2009 krizinden de kötü bir durumla karşı karşıya olduğumuz anlamına geliyor. Aynı zamanda üretimin son 20 yılın en düşük seviyelerine indiğini gösteriyor. Türkiye’deki sanayi kuruluşları açısından önemli bir müşteri konumunda bulunan Alman sanayisinin bu durumu, maalesef bizi de olumsuz etkileyecek. [Link @FrankfurterAllgemine, Almanca]

Çelik devi ArcelorMittal borcunu azaltmanın peşinde: Dünyanın en büyük çelik üreticilerinden ArcelorMittal otomotiv sektöründeki talep düşüşü ve ucuz rekabete karşı çözümler üretme peşinde: Basında yer alan haberlere göre çelik devi ana operasyonlarının dışındaki varlıklarını elden çıkararak, borçlarını azaltmaya çalışıyor. Bu amaç doğrultusunda firma Kanada’da cevher sevkiyatı yapan 420 km uzunluğundaki demir yolunu ve bazı diğer altyapı varlıklarını satmayı planlıyor. Otomotiv sektöründeki durgunluğun küresel etkilerini görmek açısından ilginç bir örnek. Korona krizi patlak vermeden hemen önce, firmanın İtalya’da 5.000 kişiyi işten çıkarma planının İtalyan hükümeti tarafından reddedildiğini duymuştuk. Çelik üretiminin mevcut koşullarda Avrupa’da devam etmesi zor görünüyor. [Link @SteelOrbis]

https://www.livefeather.com/

Döngüsel ekonomiye uyarlanmış mobilyalar: Feather adında Amerikalı bir girişim, döngüsel ekonomi düşüncesine uyarlanmış bir mobilya kiralama modeli geliştirdi. Geri dönüşüm süreçlerinde en problemli konulardan bir tanesi, atığın nasıl yönetileceği sorusu: Ömrü tükenen ürünlere ne olacağını tüketicinin inisiyatifine bıraktığınız zaman, atıkların sistemli bir şekilde yönetilebilmesi mümkün olmuyor. Ancak atığın yönetimi eğer ürünü satan firmanın elinde olursa, o zaman sistematik çözümlerin elde edilmesi mümkün. Feather, mobilyalarını satmak yerine kiralama yolunu seçerek, kullanım ömrü dolan ürünlerin akıbetini kendi elinde tutmayı hedefliyor. Ben benzer modelleri önümüzdeki dönemde daha sık göreceğimizi düşünüyorum. [Link @Feather, İngilizce]

IKEA da döngüsel bir gelecek peşinde: Feather gibi girişimler yanında IKEA gibi küresel ölçekte faaliyet gösteren dev şirketler de döngüsel ekonomiye uyarlanmış kiralama modelleri geliştiriyor. Bu üstelik yeni bir haber de değil: IKEA geçen sene İsviçre’de kiralama modelinin denemelerini yapacağını duyurmuştu. Özellikle üniversite öğrencilerinin yoğun olduğu ve dönemsel, proje bazlı çalışan trafiğinin de yüksek olduğu İsviçre gibi bir ülkede bu modelin denenmesi mantıklı. Esas soru, bu düşüncenin ne kadar yaygınlaşacağı? [Link @FastCompany, İngilizce]

Döngüsel “yeni normal” olabilir mi? Tezmaksan Genel Müdürü Hakan Aydoğdu, salgın sürecinde makina kiralamaya yönelik talebin %20 oranında artış gösterdiğini açıkladı. CNC tezgah ve robot gibi her türlü ekipmanı kiralama opsiyonu sunan firma, sanayi kuruluşlarının büyük yatırımların altına girmeden rekabetçi kalmalarının yolunu açıyor. Her ne kadar haberde “döngüsel” ifade kullanılmıyor olsa da, aslında bu haber de döngüsel ekonomi düşüncesinin ülkemizde de yerleşmeye ve kabul edilmeye başlanabileceğinin sinyalleri olarak görülebilir. [Link @BusinessWorld]

Volvo 4100 beyaz yakalı çalışanını işten çıkarıyor: CEO Martin Lundstedt’in açıklamasına göre işten çıkarmaların arkasındaki neden otomotiv sektöründeki durgunluk değil, ağırlıklı olarak Covid-19 nedeniyle kamyon ve inşaat makinelerine talebin düşmüş olması. Volvo’nun rakiplerinden kamyon üreticisi Scania da, bu geniş çaplı bir işten çıkarma olacağına dair bir açıklama yapmıştı. 4100 çalışanın işten çıkarılması yılın ikinci yarısında gerçekleşecek. [Link @Reuters, İngilizce]


Kariyer yolculuğu

İş kurmanın amacı ne zaman dünyayı değiştirmek haline geldi?

Startup dünyasında yanlış olan nedir?

Bu yazıda mikrofonu startup dünyasına yönelttiği amansız eleştirilerle tanınan bir isme uzatalım istiyorum. David Heinemeier Hansson, ya da kısaca DHH, internet sektöründe çalışan çoğu kişinin yakından bildiği bir isim. Startup kültürünü eleştiren bir pozisyonda olsa da, aslında kendisi de bir startup girişimcisi: Basecamp’in kurucularından biri olması yanında aynı zamanda Airbnb, Github ve Shopify gibi sitelerin üzerinde durduğu  “Ruby on Rails” çatısının da yaratıcısı.

Uzun saatler çalışma, pazar dominasyonu gibi Amerikan startup kültürünün klişeleşmiş temel taşlarına karşı oldukça sert eleştirileriyle bilinen DHH, daha az ve nitelikli çalışarak da başarılı olunabileceğinin hem savunucusu, hem de önemli kanıtlarından bir tanesi. Sıfırdan başladığı kariyerinde bugün bir milyoner konumuna gelen DHH, aynı zamanda Le Mans 24’te yarışmış bir pilot. Basecamp’in bloğunda yayımladığı ve startup kültürünü eleştiri yağmuruna tutan yazısında, bakın DHH bu kültüre dair problemli bulduğu konularda neler söylüyor.

David Heinemeier Hansson (DHH)

DHH: “Öyle görünüyor ki artık kimse bu evrende bir iz bırakmakla ilgilenmiyor. Evrene sahip olmak istiyor. Pazarda olmaları yetmiyor, pazara hakim olmaları gerekiyor. Müşterilerine hizmet etmeleri yetmiyor, onları ele geçirmeleri gerekiyor.

Artık bu startup insanlarıyla bir araya gelip de, networkün gücüne, tüm dünyanın gözünü dikeceği bir şey bulana kadar para kazanmayı ertelemenin cesaretine düzülen methiyelerin altında boğulmamayı başarabilmek zor.

Bu kültür içinde artık “startup” kelimesi, mutlak pazar hakimiyetine giden sürecin ilk aşaması olarak algılanmaya başladı. Bu dünyanın yıldızlarına ve başarılarının ayrıntılarına yönelik bir saplantıya dönüştü. İnternet alanında çalışan koca bir nesil, bir mitoloji karakterine dönüşme fantezisine esir düşmüş durumda.”

***

Startup dünyasını ve bu dünyanın pek sorgulanmayan gerçeklerini böyle topa tuttuktan sonra, kendi durduğu yeri anlatmak için ise, çoğumuzun aklına dürüst bir mahalle esnafını getirecek bir modeli tarif ediyor. İş yapmanın, aslında basit bir ticaretten ibaret olduğunu hatırlatıyor.

DHH: “Ben bir ürün yaratıp, bu ürünün kalitesini fark edebilecek insanlara direkt olarak satmak istiyorum. Eğer para kazanma isteğinizi sunduğunuz hizmetle bütünleştirebilirseniz, müthiş bir bağ kurabilirsiniz. Bu yaklaşım, insanların bakışlarını üzerinde toplayıp, sonra da onların dikkatini, mahremiyetini ve itibarını en yüksek fiyat verene satmaktan çok farklı bir iş yapma biçimi.

Belki biraz beylik bir laf edeceğim ama, ben bunu iş tarzını “dürüst” olarak nitelendiriyorum. Basit ve dürüst. Ben güzel bir ürün yaparım, sen bana bunun karşılığını ödersin. Bu alışverişi hiç öyle nakde çevirme stratejisi gibi büyük laflarla anlatmaya gerek yok. O kadar yalın ve basit ki, üç yaşındaki oğlum bile anlayabilir.”


Eğitim yolculuğu

Malzeme mühendisliği ve yazılım

Yazılım dünyasına ilgi duyan malzeme mühendislerinin hangi programlama dillerine odaklanması gerektiği ya da bu ilgilerini meslekleriyle nasıl bütünleştirebilecekleri, Mühendishane’nin forum sayfası ya da mail üzerinden sıklıkla gelen sorulardan bir tanesi. Bu bültende kısaca bu konu üzerinde duralım istiyorum.

Malzeme mühendisi olarak hangi programlama dillerini öğrenmeliyim?

Bence bu sorunun doğru bir cevabı yok. Eğer malzeme mühendisliği ve yazılım mühendisliğini birleştirmek istiyorsanız, bence yapılması gereken bir yazılımcı gibi birkaç dile hakim olacak şekilde konuya yaklaşmanız olur. Programlama tek bir başlık altında basitçe ele alınabilecek bir konu değil. Ama eğer sadece akademik çalışmalarda kullanmak için düşünüyorsanız ve programlamayla pek aşinalığınız yoksa, python güzel bir başlangıç noktası olur diye düşünüyorum.

Sadece malzeme bilimine odaklı bir programcı olabilir miyim?

Programcılık günümüzde oldukça geniş bir alanı kapsayan bir tabir haline geldi. Örneğin gömülü yazılım ya da betik dilleri gibi konularda kendinizi geliştirmenizin, malzeme bilimi alanında direkt bir faydasını görmeyebilirsiniz. Ama simülasyon ve hesaplamalı alanlarda kendinizde bir gelecek görüyorsanız, o zaman atomistik simülasyon (Density functional_theory) ya da sonlu elemanlar yöntemi (FEM) gibi konularla ilgilenmeniz yerinde olacaktır.

Fakat şunu da belirtmek de fayda var: Bu bahsettiğim konular genellikle akademik alanlarda ya da ar-ge üzerine faaliyet gösteren sınırlı sayıda kuruluşta kullanım alanı bulabilen konular. O nedenle bir şirket bünyesinde çalışmak istiyor ya da kendiniz bir iş kurmak istiyorsanız, bu hesaplamalı yöntemlerden bir ya da birkaçına hakim olmanız size önemli bir avantaj sağlamayabilir.

Ansys, Catia, Novacast ya da Magma öğrenmemin faydası var mı?

Bunlar da sanayide belli amaçlar doğrultusunda kullanılan yazılımlar ve bu programlardan birine hakim olmanız size belli iş kollarında kapıların açılmasını sağlayabilir. Ancak örneğin Novacast gibi bir yazılımı öğrenmeye niyet etseniz bile, öncelikle bu yazılımın lisanslı kullanıcısı olmak adına bazı zorluklar yaşayacaksınız. İkincisi, bu tür programları gerçek iş ortamında ve yılların tecrübesi neticesinde gerçekten öğrenebiliyorsunuz. Kendi kendinize gerçekten iyi bir seviyeye gelmenizi beklemek çok gerçekçi olmayabilir. Yine de bu yazılımların birkaçının kullanıcısı olmanız, hiç bilmeyen birine kıyasla iş başvurularında size mutlaka bir avantaj sağlayacaktır.

Nereden başlayabilirim?

Bu yanlış bir soru aslında: Çünkü kişisel tecrübeme göre yazılıma gerçekten ilgisi ve yatkınlığı olan insanlar zaten bu dünyanın içine girmenin yollarını buluyorlar. Eğer yazılım dünyasına adım atmayı düşünüyor ve nasıl başlamanız gerektiğini bilmiyorsanız, yazılıma gerçekten ilginiz olup olmadığı konusunda kendinizi sorgulamanız yerinde olabilir. Çünkü arkasında gerçek bir ilgi, merak ve yatkınlık olmadan, hakkını verecek şekilde bu işi öğrenmenin pek gerçekçi bir beklenti olduğunu düşünmüyorum. Yine de bir tavsiye isteyenler için, ücretsiz kodlama öğrenebileceğiniz websitelerinin listesini buraya bırakıyorum.


Kitap tavsiyesi

Sil Baştan (Rework) / Jason Fried & David Heinemeier Hansson

“Önemli olan ne yaptığınız. Ne düşündüğünüz, söylediğiniz ya da planladığınız değil.” Jason Fried.

Bu sefer tercihinize göre İngilizce ya da Türkçe okuyabileceğiniz bir kitap tavsiyesi vermek istiyorum. Basecamp kurucuları Jason Fried ve yukarıda kariyer tavsiyesi kısmında yer verdiğim David Heinemeier Hansson’un ortak yazdığı Sil Baştan (İngilizce adıyla Rework) iş dünyasına bakışınızı derinden sorgulamanızı sağlayabilecek potansiyele sahip bir kitap.

Bu potansiyele sahip, çünkü iş hayatına dair sorgulamadan doğruluklarını kabul ettiğimiz birçok konuyu farklı bir perspektiften ele alıyor, ve bana kalırsa bunu oldukça başarılı bir şekilde yapıyor: Örneğin şirketin gerçekten büyümesi gerekiyor mu? Planlama yapmak gerçekten doğru strateji mi? En iyi reklam stratejisi gibi birçok konuyu açıkçası benim de pek örneğini görmediğim bir açıdan ve ikna edici argümanlarla ele alıyor.

İlla ki bir şeyler öğrenmek için olmasa da, doğru bildiklerinizi sorgulamak adına başarılı bulduğum ve sizlere de tavsiye edebileceğim bir kitap. Çünkü sorgulamak önemli. Sorgulayalım ki, iş hayatında ne yaptığını, ne yönettiğini bilmeyen bir çalışan ya da yönetici konumunda bulmayalım kendimizi.

Ne yönettiğini asla bilmediğiniz beyaz yakalı yönetici – Kaan Sekban

Sizin görüşleriniz

Mühendishane’nin 12. bülteni burada sona eriyor. Bu bültenlerde alışılagelmiş kariyer tavsiyesi banalliğinden uzak kalmaya çalışarak, mümkün mertebe dünyanın güncel durumuyla uyumlu olduğuna inandığım bir çerçevede gördüklerimi, düşündüklerimi ve dikkatimi çekenleri sizlerle paylaşmaya gayret ediyorum. Bilmiyorum sizlere de bir anlam ifade ediyor mu? Her zaman olduğu gibi öneri ve yorumlarınızı aşağıda paylaşmanızdan memnun olacağımı belirtir, henüz abone olmadıysanız, her ayın ilk Pazar günü yayımlanan bültenlere aşağıdan ücretsiz abonelik yaptırabileceğinizi tekrar hatırlatmak isterim.

Bu hafta iş dünyasına alternatif yollarla yaklaşan bazı girişimcilerden bahsettik. Elbette bu girişimcilerin hepsi yurt dışında yaşamıyor. Ülkemizde de kalıpların oldukça dışında iş yapabilen, doğru bilinenleri sorgulayan son derece nitelikli girişimciler mevcut. Birçok kişinin yabancı bir girişim olduğunu zannettiği ancak Ankara yerleşik Edelkrone‘un kurucusu Kadir Köymen, bana göre bu isimlerden bir tanesi. Bu bülteni kapatırken, sizleri şirketini çalışanlarına devreden Kadir Köymen’in bu keyifli sohbetiyle baş başa bırakıyorum. Bir sonraki bülten 2 Ağustos Pazar günü yayımlanacak. Herkese iyi Pazarlar!

Geliştirici: Arda Çetin

Mühendishane, Arda Çetin tarafından hayata geçirilen bir eğitim projesidir. Malzeme mühendisliği üzerine hazırlanan eğitim içerikleri için Muhendishane.org adresini, eğitim ve kariyer bültenleri için Muhendishane.net adresini ziyaret edebilirsiniz.

One reply on “05.07.2020: Bülten.12”

Cin olmadan adam çarpmak.
Merhaba gençleri merakları ve öğrenme istekleri konusunda tebrik ediyorum. Programlama benzeri şeyleri öğrenmek elbette iyi şeyler ama önce bilmeniz gerekenleri iyi bilin. Bir anımı sizinle paylaşayım konuyu anlayacaksınızdır. Döküm işi yapan şirketimize tecrübeli bir danışman geldi. Firma sahipleri bilgisine çok güvendikleri ve danışmana övdükleri fabrika müdürünü çağırdılar. Danışman müdürle kısa bir sohbetten sonra size bir test yapmak istiyorum mümkünmüdür dedi ve olumlu yanıt alınca sordu “bana demir karbon denge diyagramını çizermisiniz?”. Müdür kıpkırmızı oldu, kağıdı aldı birşeyler çizmeye çalıştı ve kağıdı danışmana verdi. Danışman orjinal diyagramı çıkardı ve odada bulunanlara müdürün yaptığı çizime 100 üzerinden kaç verirsiniz dedi. En iyimser kişi bile 30 un üzerine çıkamadı. Elbette yabancı dil öğrenin, yazılım kullanmayı öğrenin, programlama öğrenin ama önce kendi dalınızı çok iyi öğrenin bu ayaklarınızı yere sağlam basmanızı sağlar. Siz şanslısınız bizim dönemimizde Arda Bey’in yayınladığı youtube videoları gibi harika kaynaklar da yoktu.
Örneğin döküm simülasyonu ve CFD konuları ile ilgilenmeden önce katılaşmayı öğrenin. Bir de kitap vereyim “Solidification Processing (Merton C. Flemings) Çeviri: Metin Başaran” TMMOB den temin edebilirsiniz.

Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s