Kategoriler
Genel

14.06.2020: Bülten.11

Yeni normal dijitalleşmeyi hızlandırıyor belki, ama dijital iş dünyasında insani becerilerin önemi daha da artıyor. Bu arada bültenlerin frekansında ufak bir değişikliğe gidiyoruz. Ayrıntılar bültende.

Dalgasız denizde usta denizci yetişmez.

Afrika atasözü.

Deniz de dalgasız olmaz. O zaman ustalaşmaktan başka bir çaremiz kalmıyor diyebilir miyiz?

2020 senesine damgasını vuran yeni normal ifadesi bence yeni yeni anlam kazanıyor. Yeni normal demek, kriz demek diyebilir miyiz? Ya da kriz farkındalığıyla yaşamak dersek belki daha doğru bir ifade olur. Sadece salgınlar değil, gündemin arka planında devam eden ve gittikçe güçlenen farklı krizlerimizin de seyrini sürdürdüğü bu dalgalı denizde, usta birer denizci olmaktan başka bir çaremiz kalmadığını düşünüyorum.

Covid-19 durgunluğu maalesef atmosferdeki CO2 seviyesinde bir azalmaya yaratamadı.

Mühendishane’nin on birinci bülteninde, bu ustalığı nasıl kazanabileceğimiz üzerinde duracağız. Ekonomik durgunluğun ardından birçok sektörün yeniden canlanmanın formüllerini aradığı bu dönemde, hayatımızın artık salgından önceki gibi olmayacağı bir gerçek. Belki bir süre sonra bugün yaşadıklarımızı da unutacağız. İnsan doğası böyle. Ama salgının etkisini hissettirmeye devam ettiği bu yaz günlerinde aldığımız önlemler ve kazandığımız alışkanlıklar, yakın geleceğimizin normalleri olarak kanıksanmış olacak.

Öyle ya da böyle hayat devam ediyor. Bu hafta uçuşların tekrar açılmaya başladığını görüyoruz. Bir yandan uçmak pek akıl karı görünmüyor. Ama diğer yandan bunu yapmak durumunda olan insanların olduğunu da biliyoruz. İşi gereği seyahat etmek zorunda olan, ekmeğini bu şekilde kazanan insanlar var. Peki nasıl bir orta yol bulacağız?

Bence orta yolun nerede olduğu belli: Yeni normal demek, kriz farkındalığıyla yaşamayı öğrenmek demek. Neyi yapıp yeni yapmayacağımızı bilmek, yapmak durumunda olduklarımıza dair almamız gereken azami önlemleri almak ve sürdürülebilir bir dünya için sorumlu vatandaş rolümüzü de benimsemek anlamına gerekiyor.

Sonuçta hayat devam ediyor. Artık dalgalı bir denizdeyiz. Ve bu ustalığı kazanmak bizim sorumluluğumuz.

Girişte de bahsettiğim gibi bültenlerin frekansında bir değişiklik olacak. Ayrıntıları kapanış kısmında vereceğim. Lafı daha fazla uzatmadan, gündemimizle bültene başlayalım.

Uçuşlar başlıyor.

Abone olun

Merhaba. Ben Arda Çetin. Mühendishane Akademi projesinin bir uzantısı olarak başladığım eğitim ve kariyer bültenlerinde, alışageldiğimiz klişe ve banal “kariyer tavsiyeleri” yerine, dünyanın nabzını birlikte tutup, krizlerin kucağına düşmüş bir dünyada anlamlı bir eğitim ve kariyer yolculuğunun yol haritasını nasıl çizebileceğimizi birlikte düşünelim istiyorum.

Henüz abone olmadıysanız, her ayın ilk Pazar sabahı yayımlanan aylık bültenleri e-posta yoluyla almak için aşağıdaki kutuya e-posta adresinizi girebilirsiniz.


Gündem

Salgın sonrası iş hayatında değişen roller

Endüstriyel otomasyon, ya da medyada yer alan popülerleşmiş adıyla Endüstri 4.0 düşüncesi, en basit ifade şekliyle üretim süreçlerinin dijitalleşmesi anlamına geliyor biliyorsunuz. Zaman zaman üretimin robotlarla yapılması gibi basitleştirilmiş ifadelerle anlatılmaya çalışılıyor olsa da, Endüstri 4.0 aslında bunun çok da ilerisinde bir üretim anlayışını tarif ediyor: Sadece robotlara devredilmiş bir üretim anlayışından değil, tamamıyla dijitale aktarılmış süreçlerden, makineler arası iletişimden, nesnelerin internetinden ve hepsinden önce belki de insansız fabrikalardan bahsediyoruz.

İnsansız fabrika düşüncesi, ister istemez hepimizin aklında gelecekte insanların olmadığı bir üretim anlayışının yerleşeceği çağrışımını yapıyor. Bu noktada durup biraz sorgulamakta fayda var diye düşünüyorum. Endüstri 4.0 içinde gerçekten insanlara yer yok mu?

Yeni normal dijitalleşmeyi hızlandırıyor

Mühendishane bültenlerinin yayına başladığı günden bu yana gündemi baskın bir şekilde ele geçiren Covid-19 süreci, yeni normalin iş alanında büyük ölçüde dijitalleşme anlamına geldiğini şu anda kadar gösterdi diye düşünüyorum. Benzer bir salgın durumunda beyaz yakanın evden çalışabilir olması, hatta bazı şirketlerin belli bir oranda evden çalışma düzenini oturtmuş olması, üretim süreçlerinde mavi yaka personele olan bağımlılığı azaltma isteği, salgın sonrasındaki iş dünyasının dijital üzerine odaklanacağını gösteriyor. Durum böyle olunca, bu yeni süreçte bizlere düşen tek görev mail yazıp arada bir Zoom toplantılarına katılmak mı diye düşünmeden edemiyor insan.

Endüstriyel otomasyon neticesinde fabrikalar insansızlaşınca, ışıklara da gerek kalmayacak. Karanlık fabrika, Endüstri 4.0 düşüncesinin parçalarından bir tanesi.

Dijitalleşme tam olarak neyi gereksiz kılıyor?

Dijital bir iş hayatına doğru ilerliyor olmamız, artık insanlara gerek kalmadığı anlamına gelmiyor. Bir değişim olduğu ve bu değişime bağlı olarak bazı gerekliliklerin ortadan kalkacağı kesin. Ama bu gereklilikleri insanlar üzerinden değil de, beceriler üzerinden tarif etmemiz daha doğru olur diye düşünüyorum. Yani adım attığımız bu yeni dönemde insanlara ihtiyacımız azalacak demek yerine, aslında bazı becerilere olan ihtiyacımız azalacak dememiz gerekir.

Ama resmin tamamı bundan ibaret değil: Bazı beceriler gözden düşecek belki, ama bazı becerilere olan ihtiyacımız da artacak. Bunun sinyalleriniz bugün bile görüyoruz. O nedenle bu duruma insanlara ihtiyaç azalacak diye değil de, farklı bir iş yapış biçimi, farklı becerilerle donanmış insanları ön plana çıkaracak diye bakmak en doğru ifade biçimi olur diye düşünüyorum.

Öne çıkan beceriler sadece teknik mi?

Dijital bir iş yapış biçimine adapte olmak ister istemez dijital becerilerin öne çıkmasını sağlayacaktır. Bu oldukça açık. Ama bu yeni normalin ihtiyaç duyduğu insan profilini sadece bilinen programlar, yazılımlar ya da teknik beceriler üzerinden tarif etmemiz yanlış olur. Bu süreçte ihtiyaç duyulan birçok farklı beceri ve yetkinlik saymak mümkün elbette. Ama kişisel tecrübeme göre özellikle öne çıkan bir beceri var ki, gerçekten bu süreçte tüm kuruluşların en çok ihtiyaç duyduğu şeyin bu olduğunu düşünüyorum: Kriz yönetme becerisi.

Forbes dergisinde de yeni normalin gerektirdiği liderlik becerileri üzerinde bir yazı yayımlandı. [Link @Forbes, İngilizce]

Yeni normal kriz mi demek?

Bence biraz öyle. Salgın öncesinde de arka planda kendini gösteren kimi daha ufak ölçekli ama kimisi oldukça büyük ölçekli birçok kriz konuşuluyordu. Mühendishane Akademinin blog sayfasında fırsat buldukça bu konulara yer vermeye gayret ediyorum: İklim, nüfus, enerji, su derken şimdi de salgınlar da işin içine katılınca, bir de bu krizlerin ekonomik etkilerini görünce, kişisel olarak krizlerin artık yeni normalimiz olacağına kaniyim diyebilirim. O nedenle krizlerin geçmesini beklemek yerine, krizlerin normal olduğu bir iş hayatında yol gösteren kişi olabilmek, bana kalırsa paha biçilmez bir özellik olarak öne çıkıyor.

Çözüm odaklı, ilerleme odaklı bir liderlik

Birkaç sene önce bir iş arkadaşım, duyduğumda beni çok güldüren bir cümle söylemişti: “İstediğin kadar profesör olup ödüller al, istediğin kadar CEO olup şirketler yönet, benim gözümde esnaf değilsen insan değilsin.” Espriyle karışık söylenen bu cümlenin anlatmak istediği şey aslında şu: Eğer çözüm odaklı değilsen, eğer mütevazi olup insanlarla diyalog yolu açamıyorsan, sahip olduğun mevkinin, titrlerin bir önemi yok. Cümle her ne kadar komik olsa da, bu şekilde ifade edildiğinde aslında işaret ettiği noktanın doğruluğuna ben de gönülden inanıyorum diyebilirim. Bu kadar çok kriz, gerginlik, tıkanıklık ve problem içinde bazı rollerin içine sıkışmış ve çözüm üretemeyen o kadar çok insan var ki.

Ama esnaf öyle mi? Esnaf sizin probleminizi çözmeye çalışır. Samimiyetiyle, sıcaklığıyla ilgi gösterip, probleminiz neyse hemen orada çözme gayreti içindedir. Size komik gelsin ya da gelmesin, iş hayatında bu tutumun ve gayretin ne kadar değer gören bir şey olduğuna ben de farklı olaylar neticesinde defalarca tanıklık ettim.

Lider diyorduk, şimdi esnaf mı oldu?

Bilmem? Öyle diyebilir miyiz? Liderlik kelimesi biraz eskitildi, içi de boşaldı sanki. Ama esnaf da kelime olarak bu anlamın içini dolduracak kadar yüklü değil elbette. Ama adına her ne derseniz deyin, hangi kelimeyi kullanırsanız kullanın, burada anlatmaya çalıştığım şeyi aktarabildiğimi ümit ediyorum.

Yeni normalin liderlik vasıfları

Yeni normalin adına kriz farkındalığıya yaşamak diyebileceğimiz konusunda siz de hemfikirseniz, yeni liderlerinin özellikle kriz yönetim becerileriyle öne çıkacaklarına siz de katılırsınız diye tahmin ediyorum. Burada anlattığım vasıfların sadece yönetim pozisyonları için geçerli olduğunu düşünmeyin lütfen. Konumunuz, pozisyonunuz her ne olursa olsun, kriz yönetim becerilerinizin olması şirketler ve her türlü organizasyon açısından paha biçilmez değerler haline gelebilir.

Gelin birlikte bu “kriz yönetim becerisi” dediğimiz şeyin içini nasıl doldurabiliriz, birlikte bakalım.

Empati: Bence bir kriz ortamında liderlik yapabilmeniz için ilk öne çıkması gereken beceri, empati yeteneğiniz. Krizlerin yarattığı belirsizlik herkes için bir korku ve endişe kaynağı. Bu tür durumlarda birlikte çalıştığınız insanların gerçeklerini anlamadan, itiraz ettikleri ya da direnç gösterdikleri noktalarda bunun ardında yatan duygusal nedenleri anlamadan liderlik edebilmeniz mümkün değil. Liderlik çoğu zaman kahramanca öne atılan güçlü bir figür imgesiyle anlatılır. Bana kalırsa bu imgenin çok daha şefkatli, anlayışlı ve sakin bir profille yer değiştirmesi daha doğru olur. Bir kriz anında ihtiyaç duyduğunuz en son şey size tepeden bakarak bir şeyler yapmaya zorlayan bir insan oluyor çünkü.

İlgi: Aslında insanlara ilgi duyma becerisi demek daha doğru olur belki. Bu özellik zaman zaman “aktif dinleme” gibi isimlerle de anılır. Ama işin özünde, insanlara doğal bir ilgi duyma becerisinden bahsediyoruz. Bu ilgiyi ve merakı içinizde hissetmeden, ne empati kurabilmeniz, ne de insanların size söylediklerinizi gerçekten duyabilmeniz mümkün olabilir. İş, binalar ya da makinelerle değil, daima insanlar aracılığıyla yapılan bir şey. Birlikte çalıştığınız insanlara ilgi duymadığınız, kafanızı sadece önünüzdeki problemlere gömdüğünüz bir zihniyetle, kriz yönetimi yapabilmenizin mümkün olabileceğini düşünmüyorum.

Açık fikirlilik: Herkesin her şeyin daima en doğrusunu bildiği bir ülkede, belki de bizleri en çok zorlayacak özelliklerden bir tanesi bu olsa gerek. Henüz ülke olarak pek ayrımına varamadık belki, ama maalesef her zaman her konuda haklı değiliz. Başkalarının da haklı olduğu durumlar olabiliyor. O nedenle fikir değiştirmenin son derece doğal ve sağlıklı bir şey olduğunu aklımızda tutarak, daha açık fikirli insanlar olabilmek için gayret etmemiz gerekiyor.

Çözüm odaklı olmak: Çözmek mi, çözümsüzlüğe itmek mi derseniz, ben tercihimizi çözümden yana yapalım derim. Ama maalesef, özellikle iş hayatına adım attıktan sonra fark ettiğiniz bir gerçek var ki, bu konuda herkes hemfikir değil. Lafta çoğu insan çözümden yana olsa da, aksiyonlar bambaşka olabiliyor. İnsanın bu anlamda kendini sorgulaması ve gerçekten problemleri çözmek için mi hareket ettiğini değerlendirmesinde fayda var diye düşünüyorum.

Dengeleyici olabilmek: Çözüm odaklı olabilmek konuları siyah-beyaz görme alışkanlığınıza dair bir farkındalık geliştirmeyi de gerektiriyor. Dengeleyici olabilmek, kriz durumlarında tansiyonu düşürebilmek ve insanları çözüm arayışına davet edebilmek, pek üzeride konuşmadığımız ama paha biçilmez nitelikler diye düşünüyorum.

Bunlar aklıma gelen sadece birkaç örnek. Biraz daha uzatmak isteseydim, muhtemelen sıraya koyacağım bir sonraki özellik sabır olurdu. Hızlı, quick-fix çözümler yerine sabırla, adım adım doğruya gidebilmek de bir meziyet diye düşünüyorum.


Güncel trendler ve öne çıkanlar

Günceli yakalamak ve güncel problemler hakkında fikir sahibi olmak için diğer öne çıkan gündem maddeleri arasında neler var, dünyada neler oluyor, şirketler hangi problemlerle uğraşıyor, nelere para harcıyor, kısaca bir göz atalım.

Covid-19 milyonlarca çocuğu işçiliğe yönlendirebilir: Covid-19 salgınının yarattığı ekonomik sarsıntı ve devamında gelen işsizlik nedeniyle, iş gücü piyasaları da krizin kucağına düştü. Birleşmiş Milletler, bu krizden en kötü etkilenecek kesimin çocuk işçiler olabileceği konusunda uyarıyor. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) 2002 senesinde, çocuk işçiliğine karşı farkındalık yaratamak ve çocukların korunması adına gösterilen çabalara dikkat çekmek amacıyla 12 Haziranı Dünya Çocuk İşçiliği ile Mücadele Günü ilan etmişti. Bu mücadele neticesinde 2000 yılında 246 milyon olan çocuk işçi sayısı, bugün 152 milyon düzeyine geriledi. Bu her ne kadar önemli bir başarı olsa da, hala çalışmak zorunda kalan 152 milyon çocuktan bahsediyoruz. Resmi olmayan rakamlara göre, Türkiye’de 2 milyonun üzerinde çocuk işçi var. Farkında olmak, mücadelenin ve çözümün ilk adımıdır. O nedenle çocuklara yönelik bu istismarın farkında olmamız önemli diye düşünüyorum. [Link @UN, İngilizce]

Meksika’da bir mezarlık görevlisi.

Amerika vaka artışına rağmen normalleşme gayretinde: Dünyanın normalleşme gayreti içinde olduğu bir dönemdeyiz ama vaka sayılarındaki artışlara da gözlerimizi, kulaklarımızı kapatamıyoruz. ABD’ye ek olarak özellikle Latin Amerika ve Güney Asya ülkeleri salgından ağır şekilde etkilenmeye devam ediyor. Geçtiğimiz hafta Pazar günü dünya genelinde görülen 136.000 yeni vakanın 3/4’ü 10 Latin Amerika, Güney Asya ve Güney Afrika ülkelerinde tespit edildi. Dünyanın bir kısmı normalleşme gayretindeyken, bir kısmı da anormal ile yeni tanışıyor. [Link @NYTimes, İngilizce]

Havacılık sektörünün en kötü yılı: Önceki bültenlerde havacılık sektörüne dair bazı olumsuz haberlere yer vermiştim. Havacılık, maalesef Covid-19 sürecinden en kötü şekilde etkilenen sektörlerin başında geliyor. Birçok havaalanının ataletini koruduğu ve hava yolu şirketlerinin kargo taşıyarak ciro yapmaya çalıştığı bu dönemde, Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği (IATA) değerlendirmesine göre, bu sene sektörün geçen seneye kıyasla 84 milyar dolar mertebesinde bir ciro kaybı yaşayacağı öngörülüyor. Bu değer, sektörün her geçen gün 230 milyon dolar kaybettiği anlamına geliyor. [Link @Reuters, İngilizce]

Lufthansa’da 22 bin kişi işsiz kalabilir: Yukarıdaki haberin devamı niteliğinde bir haber: Almanya’nın en büyük havayolu şirketi, Covid-19 nedeniyle büyük bir kriz yaşıyor. Yeniden yapılanma sürecine gideceği açıklanan şirkette 22 bin kişinin işini kaybedebileceği öngörülüyor. Lutfhansa Grubu’nun Yönetim Kurulu Başkanı Carsten Spohr, normalleşme sürecinin havayolu şirketleri için birkaç sene sürebileceğini ve bu süreci atlatabilmek için böyle bir yapılanmanın kaçınılmaz olduğunu belirtiyor. 22 bin kişinin işini kaybetmesi, 135 bin çalışanı olan şirketin Lufthansa iş gücünün %16 oranında küçüleceği anlamına geliyor. [Link @DW]


Kariyer yolculuğu

Sarsılmaz bir iş modeli önerisi

İş kurma hayali taşıyan çoğu kişi güzel bir fikir bulmanın peşinde. Takip edenler hatırlayacaktır: Bu konuyu önceki bültenlerde de ele almıştım. Güzel fikir arayan kişilerin aslında garanti fikir peşinde oldukları, hiçbir riski olmayan, başarı ihtimali %100 olan bir fikir bulamadıkları için de sonu gelmez arayışlarına bir ömür devam edebildiklerine dair bir şeyler yazmıştım.

Ancak bizleri fikir arama batağına saplayan tek şey bu garanticiliğimiz değil. Bazen fikir aramanın kendisi de bir fetiş haline gelebiliyor. Arayıp da bulunamayan nedir, dışarıdan bakan biri için bazen kavraması zor bir hal alıyor. Çünkü iş hayatında başarılı olmuş, ya da başarılı girişimler kurmuş insanların hikayelerine baktığımızda, onları başarılı kılan şeyin fikir olmadığını, başarınınaslında farklı temeller üzerine inşa edildiğini görebiliyoruz.

Dehanın %1’i fikir, %99’u terdir.

Thomas Edison

Bu yazıda anlatmaya çalıştığım şeyi en güzel özetleyen cümle bu olmalı diye düşünüyorum. Çünkü kişisel tecrübeme göre başarı gerçekten de fikir sayesinde değil, o fikri hayata geçirmeye çalışan kişinin becerileri, tecrübesi ve azmi neticesinde elde edilebiliyor.

Şimdi bu yazının başında yer alan iddialı başlığa geri dönelim: Sarsılmaz bir iş modeliyle ne kastediyoruz? Kısaca şöyle özetleyebilirim: Her ne yapıyorsanız yapın, hangi fikre yakın olursanız olun, tüm alternatifler içinde en iyisi olmak için gayret edin. Kullandığınız herhangi bir hizmeti düşünün. Bu hizmeti en iyi veren şirketin sizce başarısız olma ihtimali var mı? Ya da kendi alanındaki en iyi, en donanımlı mühendisin diğerlerinin gerisinde kalma ihtimali? Bu elbette herkesin ilham aldığı ve arzuladığı bir şey olabilir. Fakat çok az insan bu basit düşünceyi kerteriz alıp, inşa ettiği şey ister bir şirket, bir proje ya da bir kariyer olsun, bu doğrultuda büyütmek için gayret ediyor.

En iyi olmak muğlak bir kavram. En iyi olma fikrini nasıl yorumladığınız da sizin beceri, tecrübe ve hayal gücünüzle ilişkili diye düşünüyorum. O nedenle hemen gaza gelmek yerine, çalışmak istediğiniz alanda en iyi olmak ne demek, bunu da etraflıca düşünmenizde fayda var. Bana kalırsa, en iyi olmanın özünde, belli bir ihtiyacı en iyi şekilde karşılamak yatıyor. Siz belki farklı yorumlayabilirsiniz. Ama kuracağınız iş ya da çalışmak istediğiniz alan her ne olursa olsun, müthiş fikirler peşinde bir ömür tüketmek yerine, yaptığınız şey her ne ise en iyisi olmak için gayret etmenin başarıya ulaşma açısından en iyi strateji olduğuna sanırım siz de itiraz etmezsiniz.


Kitap tavsiyesi

Kilit Adam (Linchpin) / Seth Godin

Ben bu kitabı okuyalı uzun bir süre oldu. Ama yukarıda anlattığım düşünceyi kapsamlı bir şekilde aktaran, bana da ilham veren, benim için önemli kitaplardan biri olduğunu söyleyebilirim. Artık klasik kategorisine girebilecek bu kitaptaki yalın anlatım sayesinde kitabı kısa sürede, kolaylıkla okuyabilirsiniz. Kısa yazmayı beceremeyen biri olarak, Seth Godin’in karmaşık kavramları bile birkaç kelime ile anlatabilme becerisine hep hayranlık duydum.

En iyi olmanın, bir organizasyondaki kilit adam olmanın önemini anlatmak yanında, aslında tüm şirketlerin, organizasyonların ve hatta tüm insanların nasıl bu kilit adamların özlemini çektiğini fark edebilmeniz açısından da güzel bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Hiçbir şeyin kısa ve kolay yollardan elde edilemeyeceğini, kanıksadığımız ya da kendiliğinden olması gerektiğini sandığımız birçok şeyin bile aslında uğrunda büyük uğraşlar gerektirdiğini hatırlamak açısından güzel bir başucu kitabı olduğunu düşünüyorum.

Fight like hell.

Eğitim yolcuğu

Sürdürülebilir bir kariyere yönelik eğitim

Biliyorsunuz sürdürülebilirlik, Mühendishane bültenlerinin ana konu başlıklarından bir tanesi. Birçok konuyu sürdürülebilirlik perspektifinden ele almaya çalışıyoruz. Peki ya kariyer? Bu hafta biraz da sürdürülebilir bir kariyer üzerinde düşünelim istiyorum.

Kariyerin sürdürülebilirliği de nedir?

Bence bu konuya iki perspektiften yaklaşabilirsiniz. Birincisi sizden kaynaklanan nedenlerle kariyerinizin erken bir yaşta sona ermesi. İkincisi ise seçtiğiniz iş kolu ya da sektör nedeniyle bu olumsuzlukla karşılaşmanız.

Sizden kaynaklanan nedenleri birçok açıdan ele alabilirsiniz: Yaşadığınız bir sağlık problemi olabilir, farklı kişisel nedenler ya da yapılan major hatalar olabilir, çeşitli nedenlerle bir sektördeki kariyerinizin sona ermesi gibi bir durumla karşılaşabilirsiniz. Bunların hepsi kişiye özgü konular olduğu için, burada işin bu tarafı üzerinde durmamızın pek anlamlı olacağını düşünmüyorum.

Kariyer başka nedenlerle de bitebilir mi?

Elbette. Sektör seçimine geçmeden önce, yaş nedeniyle biten kariyerler olduğundan da bahsedebiliriz. Birçok spor dalında bu yaygın görülen bir durum. Ancak profesyonel hayatta da bunun örneklerini sıklıkla görüyoruz. Birçok sektörde, özellikle üst düzey yöneticiler için 50 yaş sonrası işsizlik gibi bir kavramın gerçek olduğunu biliyoruz. Sağlık problemleri, bilgi dağarcığının sektörün gerisinde kalması, ya da bazen sadece talihsizlik nedeniyle, insanlar daha genç sayılabilecekleri bir yaşta iş hayatının dışına itilebiliyor.

Sektör seçimi de kariyerin erken sonlanmasına neden olabilir mi?

Elbette. 2019 ve 2020 seneleri bazı Avrupa ülkelerinde imalat sektörü açısından yıkıcı oldu. Özellikle Almanya’da bazı ağır sanayi firmalarının peşi sıra iflaslarına tanıklık ettik. Böyle senaryoların gerçek olması sizi ister istemez oyun dışında çıkarabilir. Ya da Covid-19 sürecinden olumsuz şekilde etkilenen havacılık sektöründe birçok kişinin işten çıkarılmak durumunda kaldığını biliyoruz. Sizin dışınızdaki olaylar da bu tür bir sonuca yol açabilir. Ama oyunun dışına itildikten sonra, ne kadar bir süre dışarıda kalacağınız kişiden kişiye değişir.

Kariyerin sürdürülebilirliği nasıl sağlanır?

Bence öncelikle sürdürülemeyen kariyerleri iyi analiz etmemizde fayda var. Yukarıda bahsettiğim 50 yaş üzeri işsizlik senaryosu için de benzer bir durum geçerli: Tamamen tek bir sektöre gömülmek, kendini yenileyememek, kişisel ağını geliştirememek, bilgi ve iş yapış biçimleri açısından sektörün güncel durumunun çok gerisinde kalmak, kişisel kanaatimce erken biten kariyerlerin ortak noktası diye düşünüyorum.

Sürdürülebilir bir kariyerde bence esneklik çok önemli. Kendinizi tek bir sektörden ibaret bir bilgi dağarcığına mahkum bırakmanız bu nedenle doğru değil. Sadece tek bir imalat alanının ya da dar bir sektörün bilgisinden ibaret bir meslek algısının, bütün yumurtalarınızı tek bir sepete koymanızdan bir farkı yok. Mutlaka farklı iş kollarına transfer edilebilir bir tecrübe kazanmanız, kendinizi bu şekilde geliştirmeniz ve eğitiminizi bu farkındalıkla planlamanız gerekiyor diye düşünüyorum.

Bunu nasıl yapabilirim?

Mühendishane bültenlerinde sıklıkla altını çizdiğim hayat boyu öğrenme düşüncesi bu açıdan olmazsa olmaz bir şey diyebilirim. Ama bu düşüncenin ilginç bir tarafı var: Kendini geliştirmek adına bir gayret gösteriyor olsun ya da olmasın, birçok kişi hayat boyu öğrenme düşüncesine inandığını savunuyor. Peki ya siz? Gerçekten bu düşünceye inanıyor musunuz?

Şirketinizin sizi gönderdiği eğitimleri bir kenara bırakın. Aşina olmadığınız bir konu hakkında bir şeyler öğrenmek için, tamamen kendi isteğinizle en son ne zaman bir kitap okudunuz? Peki 2020 senesi içinde kaç kitap okudunuz? Bugünlerin sıcak konularından #BlackLivesMatter hareketini ve küresel etkilerini takip ediyor musunuz? İklim krizi üzerine herhangi bir kitap okudunuz mu? Sıkıldığınızda cep telefonunuzdan göz attığınız o gazeteler dışında, dünya basınını da bilinçli şekilde takip ediyor musunuz?

Bu kısa sorgulamadan sonra şimdi kendinize tekrar sorun: Hayat boyu öğrenmeye gerçekten inanıyor musunuz? Yoksa genç yaşta sona erebilecek bir kariyere doğru ilerliyor musunuz?

Black Lives Matter okyanusun diğer kıyısına sıçradı. (Sesi açmanızı tavsiye ederim.)

Sizin görüşleriniz

Mühendishane’nin 11. bülteni burada sona eriyor. Bu hafta kriz farkındalığıyla yaşama düşüncesi üzerinden yeni normallerimizi yorumlamaya çalıştık. Umarım sizin için keyifli bir okuma olmuştur.

Mühendishane bültenlerinin bugün geldiği noktada, ben de geçtiğimiz on bir haftanın kısa bir değerlendirmesini yapıyorum. Açıkças daha ileri bir dönemde devreye almayı düşündüğüm stajyer programının başlamış olması ve hızı beni oldukça memnun ediyor. Biraz daha piştikten sonra gelişmeler hakkında sizlere de bilgi vereceğim.

Bültenlerin frekansı değişiyor

Geçtiğimiz 11 bültene göz attığımda, açıkçası bültenlerin kendini yenileme konusunda biraz zorlandığını görüyorum. Bu biraz gündemle de ilgili olabilir: İş ve eğitim hayatının kesintiye uğradığı bir dönemde, eğitim ve kariyer üzerinde başlayan bir bülten projesi, doğal olarak kendini yenilemekte zorlanıyor sanırım. Daha önce de belirttiğim gibi bu bültenlerin dar bir formata sıkışmış bir tekrardan ibaret olması benim istediğim bir şey değil. Dinamik ve değişken bir yapıda olması, kendini yenileyebilmesi ve her açıldığında okuyucularını daha farklı bir şekilde karşılaması daha tercih ettiğim bir şey. Ancak bültenlerin bugün geldiği noktada bunu başarma konusunda biraz tıkandığını görüyorum.

O nedenle bir süreliğine bültenleri aylık olarak yayımlama kararı aldım. Bir aylık bir değerlendirme ve toparlama neticesinde ortaya daha zengin ve renkli bir içerik koyabileceğimi düşünüyorum. Bültenler önümüzdeki süreçte her ayın ilk Pazar günü yayımlanacak. Yani bir sonraki bülteni 5 Temmuz Pazar günü posta kutunuzda göreceksiniz. Duruma ve talebe göre tekrar haftalık frekansa geçmeyi düşünebiliriz elbette.

Bu arada eğer henüz abone olmadıysanız, e-posta adresinizi aşağı yazarak bültenler yayımlandığında siz de haberdar olabilirsiniz.

Bu bültende hayat boyu öğrenme konusuna tekrar değindik. Mühendislik üzerine bir bültende de olsak, mühendislik formasyonunun sadece teknik konulardan ibaret olmadığını önceki bültenlerde birçok defa dile getirmeye gayret ettim. Madem dünyayı anlamak adına bir gayret içindeyiz, gelin kapanışı içinde yaşadığımız dönemin önemli kavramlarından birini öğrenerek yapalım: Post truth.

Herkese iyi Pazarlar diliyorum. 5 Temmuz Pazar sabahı görüşmek üzere.

Geliştirici: Arda Çetin

Mühendishane, Arda Çetin tarafından hayata geçirilen bir eğitim projesidir. Malzeme mühendisliği üzerine hazırlanan eğitim içerikleri için Muhendishane.org adresini, eğitim ve kariyer bültenleri için Muhendishane.net adresini ziyaret edebilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s