Kategoriler
Genel

31.05.2020: Bülten.09

Bu hafta Mühendishane’nin stajyer programına kabul edilen adayların duyurusuyla birlikte, staj süresince üzerinde çalışacağımız konular hakkında sizlere de bilgi vermek istiyorum.

Mühendishane’nin dokuzuncu bültenine hoş geldiniz. Uzun bir değerlendirme süreci sonrasında Mühendishane stajyer programına kabul edilen adaylar nihayet belli oldu. Bu hafta yeni stajyerlerimizin duyurusuyla birlikte, üzerinde çalışacakları konu hakkında sizlere de biraz bilgi vermek istiyorum. Lafı uzatmadan başlayalım.

View this post on Instagram

Passengers

A post shared by Berat Pekmezci (@pekmezci) on

Mühendishane’nin ilk stajyerleriyle, iki aylık bir maceraya doğru yola çıkıyoruz.

Abone olun

Merhaba. Ben Arda Çetin. Mühendishane Akademi projesinin bir uzantısı olarak başladığım eğitim ve kariyer bültenlerinde, alışageldiğimiz klişe ve banal “kariyer tavsiyeleri” yerine, dünyanın nabzını birlikte tutup, krizlerin kucağına düşmüş bir dünyada anlamlı bir eğitim ve kariyer yolculuğunun yol haritasını nasıl çizebileceğimizi birlikte düşünelim istiyorum.

Henüz abone olmadıysanız, her Pazar sabahı yayımlanan bu bültenleri e-posta yoluyla almaya başlamak için aşağıdaki kutuya e-posta adresinizi girmeniz yeterli.


Gündem

Stajyer programının başvuruları sonuçlandı

İki hafta önce duyurusunu yaptığım Mühendishane’nin ilk stajyer programının başvuruları sonuçlandı. İlgi gösteren ve başvuru ileten herkese tekrar teşekkür ediyorum. Açıkçası ilgi ve başvurunun yoğunluğu beni de şaşırttı. Özellikle 25-30 yaş aralığında, halihazırda iş hayatında olan, çalışan kesimden bu kadar ilgi beklemiyordum. Zor bir eleme süreci oldu, birçok mülakat yaptık, bazılarınıza hiç görüşme şansı da bulamadık. Olumsuz değerlendirmeler hiçbir şekilde başvuru yapan kişilerin niteliklerinin yetersiz olmasıyla ilgili değildi. Ancak bazı adaylar bu programa daha uygun olabileceklerini, geçmişte yaptıkları projeler ve yüksek motivasyonlarıyla daha açık ifade ettiler diye düşünüyorum. Sonuç olarak projeye katkı sağlayabileceğine inandığım 3 kişiyle 1 Haziran itibarıyla ilk staj programımıza başlıyoruz.

Ön değerlendirme ve sonrasında yapılan mülakatlar sonucunda, Mühendishane’nin ilk stajyer programına kabul edilen adaylar şu şekilde:

  • Nur Sena Akay: Kocaeli Üniversitesi
  • Burak Çamloğlu: Orta Doğu Teknik Üniversitesi
  • Berkay Çağan: Yıldırım Beyazıt Üniversitesi

Önceki bültenlerde de bahsettiğim gibi sürdürülebilirlik, grup çalışması ve somut sonuçlar elde etmek, bu staj programının temellerini oluşturuyor olacak. Şimdi gelin, bu program boyunca stajyerlerimizin üzerinde çalışacakları probleme bir göz atalım.

Sürmeyen bir iş hayatının tadını aldıktan sonra, sürdürülebilirlik birinci önceliğimiz olmalı.

Döngüsel ekonomiye hoş geldiniz

Döngüsel ekonomi de nedir?

Basit bir tarif yapalım: İçinde yaşadığımız dönemde geçerli olan ekonomik model, doğrusal ekonomi (linear economy) olarak adlandırılıyor. Ekonomik modelin doğrusal olarak adlandırılıyor olmasının nedeni, ekonomiye yön veren ürünlerin doğrusal bir hayat çizgilerinin olması: Kısaca üret, kullan ve at şeklinde özetleyebileceğimiz bu çizgide her ürün hayata gözlerini açtıktan bir süre sonra vazifesini yapmış bir şekilde atık halini alıyor.

Döngüsel ekonomi modeli (circular economy) ise ürünlerin üretilip kullanıldıktan sonra atılmak yerine tekrar kullanıma girdiği bir düşünceyi tanımlıyor. Yani hiçbir atığın oluşmadığı sistemsel bir değişiklikten, bildiğimiz geri dönüşüm (recycling) süreçlerinin çok ötesinde bir ekonomik modelden bahsediyoruz.

Neden ekonomik bir model olarak değerlendiriyoruz?

Çünkü sadece atıkların ne olacağıyla ilgilenen değil, sistem düzeyinde tüm işleyişi etkileyebilme potansiyeline sahip bir düşünceden bahsediyoruz. Geri dönüşüm süreçlerinde sadece ortaya çıkan atığı bir işlemden geçirip, kısmen de olsa tekrar kullanılabilecek bir şey elde etmeye çalışırız. Döngüsel ekonomide ise ürünlerin bir sonraki kullanım alanlarının baştan tasarlandığı, kullanım ömrünü tamamlayan bileşenlerin tekrar ticari bir meta haline geldiği (böylece şirketlerin ek gelir elde edebildiği) ve ürünlerin hizmet halinde sunulduğu bir paradigma değişikliğinden bahsediyoruz.

Hizmetselleştirmenin aşamalarını anlamak için, pizzanın hizmet olarak sunulması örneğine bakalım.

Ürünün hizmet olarak sunulması ne demek?

En basit ifade şekliyle üretici firmaların ürünlerini satmak yerine kiraladığı, kullandığınız kadar ödediğiniz bir yaklaşımdan bahsediyoruz. Bir tür üyelik (subscription) modeli gibi. Bu modelde firmalar ürünlerini satmıyor ve ürünlerin mülkiyet haklarını kendi ellerinde tutuyor. Müşteriler ürünün kullanım hakkını kiralıyor ve kullandıkları kadar ödüyorlar. Spotify ya da Netflix gibi platformları, günlük hayatımızdan aşina olduğumuz birer örnek olarak gösterebiliriz. Burada bahsettiğimiz düşüncenin elbette daha somut ürünlere yönelik olarak da tasarlanması ve kiralanabilir modeller geliştirilmesi gerekiyor. Bu modelde ürünlerin mülkiyet hakkı üreticide olduğu için, üretici firmalar ürünlerinin hangi aşamada döngüsel ekonomi kapsamında ikinci kullanımına geçeceğine kendileri karar verebiliyor.

Daha somut, ürünlere yönelik örnekler de var mı?

Amsterdam’daki Schiphol Havaalanının aydınlatması bir hizmet olarak sunuluyor.

Ürünleri hizmetselleştirme ekseninde düşünmeye başladığınız zaman, aslında birçok ürünü hizmet olarak sunmanın yollarını bulabiliyorsunuz. Bir örnek: Amsterdam’daki Schiphol Havaalanının aydınlatmaları Philips tarafından bir hizmet olarak sunuluyor. Yani havaalanı aydınlatmayı sağlayan led lambaları satın almak yerine, aydınlatma süresi ve harcanan enerjiye bağlı bir ücret ödüyor. Lambaların mülkiyeti hala Philips üzerinde. Dolayısıyla lambaların çalışır vaziyette olmasından yine Philips sorumlu. Havaalanı lambalar bozuldu mu, çalışıyor mu ya da yenisi gerekiyor mu diye düşünmeden, sadece esas ihtiyacına odaklanıyor ve onun için para ödüyor: Aydınlık.

Başka örnekler de var mı?

Verilebilecek çok fazla örnek var. Bir örnek daha vermiş olmak adına Cadillac’ın araba üyelik modeli BOOK’tan bahsedebilirim: Cadillac arabalarını müşterilerine satmak yerine, aylık üyelik modeliyle sunduğu bir model yarattı. Ayda 1.500 USD gibi bir bedel karşılığında yılda 18 farklı araba kiralama şansına sahip olabiliyorsunuz. Arabanın bakımıyla, eskimesiyle uğraşmadan siz aylık abone ücretinizi ödüyor ve tüm bu problemleri üretici firmaya bırakıyorsunuz. Ayrıntılı bilgi için Cadillac’ın BOOK sayfasına göz atabilirsiniz.

Döngüsel ekonomi, geri dönüşüm (recycling) süreçleriyle kıyaslanamayacak kadar kapsamlı ve karmaşık bir ekonomik model.

Stajyerler bu alanda ne yapacaklar?

Buna kendileri karar verecek. Bu konuda somut adımlar atılabilmesini sağlamak adına var olan eksikleri tespit etmek, belirsizlik içinde bir yol haritası çizebilmeyi öğrenmek, somut çıktılar için çalışmak, bu staj programının temel taşlarını oluşturuyor.

1 Haziran’da başlayan bu süreç sonunda ortaya neler çıktığını hep birlikte göreceğiz.

Uzaktan çalışma nasıl gidiyor?

Uzaktan çalışma aslında yeni bir konu değil. Salgın öncesinde de bu modeli deneyen, kısmi ya da tam zamanlı olarak uzaktan çalışma modelini benimsemiş birçok şirket olduğunu biliyoruz. Özellikle de yazılım sektöründe: Okumakta olduğunuz bu bültenlerin de altyapısını sağlayan WordPress’in sahibi Automattic şirketi, belki de bu konuda en bilinen örneklerden. Automattic şirketinin 1191 çalışanı 75 farklı ülkede yaşıyor ve 93 farklı dil konuşuyor [Link @Automattic]. Automattic’in uzaktan çalışma konusundaki bu başarısı genellikle şirkete has bir başarı olarak değil, aslında uzaktan çalışmanın daha iyi bir model olduğu şeklinde değerlendirilir. Bu minvaldeki yazılara belki sizler de denk gelmişsinizdir. Acaba gerçekten de öyle mi?

Automattic: Yeni bir çalışma düzeni için yeni bir yönetim anlayışı gerekiyor.

Esas marifet uzaktan çalışmakta mı?

Wired dergisinin 2013 senesinde yayımladığı bir yazıda, evden çalışmanın aslında çok daha verimsiz olduğu ve bu modeli deneyen şirketlerin ciddi bir verim kaybı yaşadıklarına dair bazı veriler sunulmuştu [Link @Wired]. Tabii o dönemde bunun hala bir tercih meselesi olduğunu hatırlamamızda fayda var: Yani evden çalışmak mı, yoksa ofis düzeni mi diye bakıldığında, şirketlerin ofis çalışmasını tercih etmesi için yeterli gerekçesi olduğunu anlatan bu makaleye göre, uzaktan çalışma aslında özenilmesi gereken bir şey değildi. Tuhaf değil mi? Burada Automattic’in başarısıyla çelişen bir durum var sanki?

Esas konu yönetim olabilir mi?

Benim kişisel görüşüme göre, evet. Türkiye’de de benim çevremde evden çalışma modelini deneyen ve bu konuda problemler yaşayan şirketler oldu. Belki siz de bunu tecrübe etmiş, ya da tanıdıklarınızdan benzer şeyler duymuşsunuzdur. Salgın döneminde zaten birçok ofis çalışanı zorunlu nedenlerle bunu tecrübe etmek durumunda kaldı: Evden çalışmak zor bir iş. Başta keyifli, sanki hafta sonunda evde geçirilen bir süreymiş gibi algılanan evde çalışma süreci bir noktadan sonra çalışanlar için de ıstıraba dönüşebiliyor. Bu o kadar sıcak bir konu ki, geçtiğimiz günlerde bu konuda Vox gibi, ya da The New Yorker gibi çeşitli medya platformlarında peş peşe yazıların yayımlandığı gördük.

Çalışanlar için zor, işverenler için ise verimsiz olarak görülen evden çalışma sürecine dair olumsuzlukların büyük ölçüde yönetimsel nedenlere bağlı olduğunu düşünüyorum. Şirketlerin teknik altyapı anlamında evden çalışma sürecine hazır olmadıkları doğru: Ama idari ve yönetimsel açıdan hissedilen eksiklik, kişisel fikrime göre teknik altyapı eksikliğinin de önüne geçiyor.

Biraz açabilir miyiz?

Cal Newport’un The New Yorker makalesinde de bahsettiği gibi, iş her ne kadar masa başında yapılıyor gibi görünse de, aslında iş ortamının sağladığı ve pek göze görünmeyen birçok iş yapma olanağı var: Örneğin çay ya da kahve alırken ayaküstü yapılan konuşmalar, koridorda karşılaştığınızda ya da yemek yerken tesadüfen aynı masaya oturduğunuz bir iş arkadaşınızla farkında olmadan bazı ufak konuları konuşup karara bağlayabiliyorsunuz. Bu ufak karşılaşmalar önemsiz gibi görünse de, işverenlerin pek de farkında olmadığı bir verimin ortaya çıkmasını sağlıyor. Ev ortamında ise bunların hepsi yapılacaklar listesine eklenmesi gereken, minik ama sayısıyla bir noktadan sonra insanları bunaltan iş yığınlarına dönüşüyor. Kabaran listeler ve sosyal iletişim eksikliği insanları bunaltıp verimsizleştiriyor.

Mesai de problem yaratan bir diğer konu…

Çalışma arkadaşlarınızla planlı ya da plansız şekilde bir araya gelip iş konularını çözebilmeniz için, doğal olarak hepinizin aynı saatlerde aynı ortamda bulunması gerekiyor. Ama iş konularının e-posta ya da Slack gibi platformlarda konuşulduğu durumlar için aynı şeyi söylemek doğru değil. Üstelik bu yazışmaları cep telefonuyla herhangi bir yerde yapabilecekken. Teorik olarak istediğiniz saatte ve istediğiniz yerde çalışabileceğiniz bir fırsata sahip olmanıza rağmen, şirketlerin yönetimsel olarak buna hazır olmadıklarını görüyoruz. Mesai saati içinde Zoom görüşmesine hazır olamayan, ya da bilgisayarı başında bulunmayan ve e-postalara geç cevap veren bir kişi kaytarıyor ya da işle ilgilenmiyor algısı yaratabiliyor. Şirketlerin yönetim kadrosu ya da yönetim anlayışı henüz bu tür bir çalışma düşüncesine çok hazır değil diye düşünüyorum. O nedenle altyapıdan ziyade, zihinsel bazı değişimlere ihtiyacımız var gibi görüyorum.

Bu değişim ne kadar sürer?

Net bir şey söylemek zor. Ben de üretim yapan ve birkaç farklı yerleşkede fabrikaları olan bir şirkette çalışıyorum. Üretim odaklı bir şirkette bu çalışma düzenini oturtmak elbette daha zor. Ama sadece ofis ortamında çalışan firmaların mesai kavramını da sorgulayarak, çalışanlarına verimli oldukları zaman aralıklarında çalışma fırsatını da sunacak bir düzene geçmeye hazırlanmaları gerektiğini düşünüyorum. Çalışılan sürenin değil, ortaya çıkan işlerin takip edildiği bir sistem, hem verim, hem de çalışan mutluluğu açısından daha doğru bir yaklaşım olacaktır.


Güncel trendler ve öne çıkanlar

Günceli yakalamak ve güncel problemler hakkında fikir sahibi olmak için diğer öne çıkan gündem maddeleri arasında neler var, şirketler hangi problemlerle uğraşıyor, nelere para harcıyor, kısaca bir göz atalım.

Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas

Almanya stratejik bağımlılığını azaltmanın peşinde: Önceki bültenlerde salgın sonrasında şirketlerin tedarik zincirlerini lokalize etme gibi konulara öncelik verecekleri ve dışarıya bağımlılıklarını azaltacakları minvalinde düşüncelere yer vermiştik hatırlarsanız. Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, önümüzdeki süreçte Almanya’nın benzer konulara odaklanacağını açıkladı. Almanya sağlık, enerji, bilgi teknolojileri, lojistik ve hammadde alanlarında dışa bağımlılık yerine mümkün olduğunca içeriden temin etme yolunda stratejik adımlar atacak. Almanya ile ciddi ticari ilişkileri olan Türkiye için bu karar riskler kadar fırsatlar da barındırıyor. [Link @Deutschland.de, İngilizce]

Sırp arkeologlar bir kömür madeninin duvarının dibinde Roma İmparatorluğuna ait bir donanmanın kalıntılarını buldular.

Kömür madenleri kültürel mirası tehdit ediyor: Avrupa Çevre Bürosunun yayımladığı bir makalede, kömür madenlerinin kültürel miras üzerine olumsuz etkilerinden bahsediliyor. Almanya ve Sırbistan’dan verilen örnekler yanında, maalesef Muğla ve Konya’dan da bazı örneklerin yer aldığını görüyoruz. Arkeolojik sit alanlarını yutan kömür madenlerinden tutun, buldozerle yıkılan katedrallere kadar verilen örnekler, sermayenin gücü karşısında sadece insanların değil, kültürel mirasımızın da ne kadar kırılgan olabileceğini gözler önüne seriyor. [Link @İklimHaber].

Covid-19 sürecinin iklim krizine olumlu bir etkisi varmış gibi görünmüyor: Çünkü Mauna Loa gözlemevinde kaydedilen CO2 değerleri 417 ppm üzerine çıkmış durumda (bkz: yukarıdaki tweet). İkinci bültende bu konuda bir kafa karışıklığı olduğundan bahsetmiştik: Aşağıdaki görselde yer alan azot dioksit (NO2) düşüşü, daha ziyade hava kirliliği ile ilişkilendirdiğimiz bir durum. İklim değişikliğini ise atmosferdeki sera gazlarının varlığı ile, özellikle de CO2 ile ilişkilendiriyoruz. (NO2 bir sera gazı değil.) Salgın öncesinde 415 ppm civarında seyreden atmosferdeki CO2 seviyesi, görünen o ki salgının yarattığı durgunluk nedeniyle bir düşüş trendine girmiş durumda değil.

İtalya’da sokağa çıkma yasağı sonrasında atmosferdeki azot dioksit (NO2) konsantrasyonundaki düşüş gösteriliyor. (Resim: Avrupa Uzay Ajansı, ESA) – 12.04.2020: Bülten.02

Yaşamdaşlık kültürüne geçmenin gerekliliği üzerine: Herkese Bilim Teknoloji, bu hafta “sahip olma” kültüründen “yaşamdaşlık” kültüre geçiş temalı bir sayı ile çıkıyor. Mühendishane bültenlerinde benim de altını çizmeye çalıştığım bir düşünce bu. Mutlaka bir göz atmanızı tavsiye ediyorum. [Link @HerkeseBilimTeknoloji]


Kariyer yolculuğu

İş kurmak için ihtiyacınız olan tek şey nedir?

Kurumsal hayatın zorlu yapısının dışına çıkmak, bir iş kurup kendi işinin patronu olmak birçok kişinin hayali. Hatta son yıllarda yeşeren startup kültürü nedeniyle, üniversiteden yeni mezun olan gençler bile, bir iş tecrübesi edinmeden kendi işlerini kurmanın hayalini kuruyorlar. Bunda yanlış olan bir şey yok elbette: Özellikle Facebook, Microsoft ya da Apple gibi büyük teknoloji şirketlerinin üniversiteyi terk eden öğrenciler tarafından kurulduğunu hatırladığımız zaman, üniversite eğitiminin iş kurmak için bir gereklilik olmadığını görebiliyoruz.

Fakat burada üzerinde durmak istediğim konu farklı. Büyük teknoloji firmaları şöyle dursun, kurumsal hayattan dışarı zıplayıp, kendi ayakları üzerinde duran bir iş kurmak isteyenler için ufak bir gerçeklik testi sunmak istiyorum. Bu testin tek bir sorusu var, o da şu: Bir iş kurmak için ihtiyacınız olan tek şey nedir?

Önce neler gerekli zannediyoruz, bir ona bakalım.

İş kurmak dediğimiz zaman doğal olarak aklımıza işle ilgili nesneler, belki imgeler geliyor: Öncelikle bir yer lazım. Bir ofis ya da belki üretim alanı. Tabii belli bir miktar sermayenizin de olması lazım. Sonra çalışanlar gerekli. Bu çalışanların kullanacakları makineler, bilgisayarlar. Aslında konuyu bu şekilde ele aldığımız zaman, iş kurmak için ihtiyacımız olan şeylerin sonu gelmez bir liste halinde sıralandıklarını fark ediyoruz.

İş kurmak için tüm bu gerekliliklere ihtiyacım var mı?

Hayır. Dikkat ederseniz, bunların hiçbiri sizin bir “işinizin” olmasını sağlamıyor. İstediğiniz kadar güzel, havalı bir ofis kiralayın, ofisin içini son derece modern ve güzel mobilyalarla ve ekipmanlarla donatın, bankada milyon dolar sermayeniz olsun ya da tasarladığınız güzel ürünleri yan yana dizin: Bunların hiçbiri, sizin bir işiniz olduğu anlamına gelmiyor. Sizin kurduğunuz yapının bir “iş” olmasını ve para kazanmasını sağlayacak tek bir şey var: Müşteriler.

Yukarıda saydıklarımın hiçbirinin olmadığını, yani ne bir ofisinizin, ne sermayenizin, ne de çalışanlarınızın olmadığını düşünün. Tüm bu yokluk içinde bile, verdiğiniz bir hizmete ya da satmak istediğiniz bir ürüne talip olan bir kişi varsa, yani size parasını vermeye razı olan bir müşteriniz varsa, artık sizin bir işiniz var demektir. Bu tek bileşen olmadan yaptığınız şeyin adı, ne kadar ihtişamlı olursa olsun iş değil, ancak bir hobi olabilir. Ama bu tek ve sihirli bileşen, ortaya koyduğunuz ve gerçekleştirmeye çalıştığınız her şeyi, sihirli bir dokunuşla bir işe dönüştürebilir.

Müşterisiz iş hayalleri

Bu kafa karışıklığını özellikle üniversiteden yeni çıkan, pek iş tecrübesi olmadan bir iş kurmak isteyen ve mühendislik gibi teknik bölümlerden gelen yeni mezunlar yaşıyor. Çünkü iş tecrübesi olmayan gençler bir iş fikri üzerinde düşünürken çoğu zaman müşterinin ya da pazarın ihtiyaçları üzerinden değil, teknik becerileri kapsamında üretebilecekleri şeyler perspektifinden dünyaya bakıyorlar. Ben program yazmayı beceriyorum, o zaman program yazayım, gibi.

Eğer siz de bir iş kurmayı planlıyorsanız, bu işi ayakta tutacak ve nefes almasını sağlayacak şeyin satış ve nakit akışı olduğunu, bunun da ancak müşteriler aracılığıyla yaratılabileceğini unutmamanız gerekiyor.


Eğitim yolculuğu

Bertrand Russell’ı anlatmak için söze nereden başlamak gerek? 20. yüzyıl felsefesinin önemli isimlerinden biri olan Russell, filozofluğunun yanında matematik, dil bilim ve tarih alanında da önemi çalışmalara imza atmış bir isim. Savaş karşıtı duruşuyla bilinen Russell, bakın 1959 senesinde BBC’de yayımlanan röportajında, gelecek nesillere nasıl tavsiyeler veriyor.
Gelecek nesillere biri entelektüel, diğer ahlaki olmak üzere iki konuda tavsiye vermek istediğini söyleyerek söze giriyor Russell. Entelektüel olarak tanımladığı tavsiyesinde, saf gerçekliğe dikkat etme becerisinin önemine dikkat çekiyor.

Bertrand Russell


Russell: “Hangi alanda çalışıyorsanız, ya da hangi felsefe üzerinde düşünüyorsanız, kendinize sadece gerçeklerin ne olduğunu ve bu gerçeklerin ne gösterdiğini sorun. Hiçbir zaman inanmak istediğiniz, ya da sosyal açıdan faydalı olacağını düşündüğünüz bir düşüncenin aklınızı çelmesine izin vermeyin. Dikkatinizi sadece ve sadece gerçekler üzerinde toplayın.”

Russell: “Çalışmak abartılmış bir erdemdir”. Doğru mu? Bilmem, ya tersi doğruysa?

Ahlaki tavsiyesine gelince, ünlü bir savaş karşıtı olan Russell gelecek nesillere toleransın ve karşılıklı anlayışın önemini hatırlatıyor.

Russell: “Sevginin erdem, nefretin ise enayilik olduğunu söylemem lazım. Gittikçe daha çok iç içe geçen bu dünyada birbirimize tolerans göstermeyi öğrenmemiz ve bazı insanların hoşumuza gitmeyecek bazı şeyler söyleyeceği gerçeğini kabul edebilmemiz lazım. Ancak bu şekilde bir arada yaşayabiliriz. Eğer niyetimiz bir arada ölmek değil de bir arada yaşamaksa, sadece bu özel anlayış ve toleransı öğrenerek insanoğlunun bu gezegendeki yaşamını sürdürmesini sağlayabiliriz.”


Kitap tavsiyesi

River landscape with riders – Aelbert Cyup (1653-57) Hollanda.

Tüfek, mikrop ve çelik / Jared Diamond

Yirmi yılı aşkın bir süre önce yayımlanmış bir kitap, ben okuyacak fırsatı daha birkaç ay önce yaratabildim. Okumaya başlayıp biraz yol aldıktan sonra, yirmi yıldan uzun bir süre önce yayımlanmış bir kitabın nasıl hala raflarda kendine rahatlıkla yer bulabildiğini anlayabiliyorsunuz. İnsanlığın hikayesini bu kadar kapsamlı ve nokta atışı yapan hikayeler üzerinden kurgulayabilen başka bir kitap okuduğumu hatırlamıyorum. Bilenler varsa da önerilerinizi duymaktan memnuniyet duyarım.

Neden Amerikan yerlileri Avrupa’yı keşfetmedi de, bunun tersi oldu? Kitabın cevap aradığı temel sorunun bu olduğunu söylersem, herhalde çok isabetsiz bir yorum olmaz. Avrupalı ülkeler okyanusları aşabilecek gemiler inşa edip, silahlarıyla Amerika yerlilerini kolaylıkla avlayabilecek bir düzeye geldikleri yıllarda, Amerika yerlileri nasıl olur da  bu istilaya taşla ve tahta sopalarla karşılık verebilecek bir düzeyde takılı kalmış olabilirler? Bu sorunun kolay bir cevabı yok. Bereketli Hilal’de evcilleştirilmesi kolay birkaç sebze ve hayvanın bulunmasıyla başlayan hikaye, mikroplar ve çeliğin hikayesiyle iç içe geçerek, medeniyetin gelişimine çok katmanlı ve sofistike bir bakış sunuyor.

Özellikle mühendislerin kesinlikle okumasını tavsiye edeceğim bir diğer kitap olduğunu söyleyebilirim.


Sizin görüşleriniz?

Dokuzuncu bülten de burada sona eriyor. Önümüzdeki haftalarda Mühendishane’nin esas odağında staj programı ve çıktıları olacak. Her hafta düzenli olarak olmasa da, dönem dönem stajyerlerimizin neler yaptıkları ve hangi aşamada oldukları hakkında buradan da güncellemeler yapacağım.

Benzer programları ilerleyen tarihlerde de tekrarlamayı planlıyorum. Eğer siz de haberdar olmak isterseniz, aşağıya e-posta adresinizi girerek abonelik yaptırabilirsiniz.

Pazar gününüzü renklendirmesi ümidiyle sizi aşağıdaki renkli röportaj ile baş başa bırakmak istiyorum. Eğlenceli, yer yer komikleşen bir hikaye ama kişisel tecrübeme göre bir iş kurmanın doğasında olan bazı gerçekleri de çok samimi bir şekilde dile getiren bir sohbet olmuş. 5 yıl sonra tekrar buluştuklarında ne konuşacaklarını merak ediyorum 🙂

Herkese iyi Pazarlar ve güzel bir hafta diliyorum.

Geliştirici: Arda Çetin

Mühendishane, Arda Çetin tarafından hayata geçirilen bir eğitim projesidir. Malzeme mühendisliği üzerine hazırlanan eğitim içerikleri için Muhendishane.org adresini, eğitim ve kariyer bültenleri için Muhendishane.net adresini ziyaret edebilirsiniz.

One reply on “31.05.2020: Bülten.09”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s