Kategoriler
Genel

26.04.2020: Bülten.04

Bu hafta: Gerçekten geçici bir süreç mi yaşıyoruz? Yoksa yeni “normal” ile mi tanışıyoruz? Herkese temel bir gelir bağlanması krizleri hafifletir mi? Diplomasız milyarderler bize ne anlatıyor?

Mühendishane’nin dördüncü bültenine hoş geldiniz. Önceki haftalarda olduğu gibi, bu bültende de maalesef dikkatimizi Covid-19 gündeminden uzaklaştırabilmemiz pek mümkün görünmüyor. Tüm gündemi o kadar baskın bir şekilde ele geçiren bir durum var ki karşımızda, acaba Covid-19 süreci hiç yaşanmasaydı bugünlerde gazetelerin, medyanın gündeminde neler oldurdu diye düşünmeden edemiyor insan.

Çeşitli mecralarda Covid-19 sürecinin yarattığı etkilerin çoğunlukla geçici bir süreç olarak yorumlandığını görüyoruz. Daha doğrusu böyle ümit etmek istiyoruz. Bu bültenlerde ben de benzer ifadeler kullandım. Ama artık kafamda farklı bir soru canlanmaya başladı: Gerçekten geçici bir süreç mi yaşıyoruz? Yoksa yeni “normal” ile mi tanışıyoruz?

Gerçekten geçici bir süreç mi yaşıyoruz? Yoksa yeni “normal” ile mi tanışıyoruz?

Merhaba. Ben Arda Çetin. Mühendishane Akademi projesinin bir uzantısı olarak başladığım eğitim ve kariyer bültenlerinde, alışageldiğimiz klişeleşmiş ve banal “kariyer tavsiyeleri” yerine, dünyanın nabzını birlikte tutup, krizlerin kucağına düşmüş bir dünyada anlamlı bir eğitim ve iş hayatının yol haritasını nasıl çizebileceğimizi birlikte düşünelim istiyorum.

Henüz abone olmadıysanız, her Pazar sabah yayımlanan bu bültenleri e-posta yoluyla almaya başlamak için aşağıdaki kutuya e-posta adresinizi girmeniz yeterli.


Gündem

Covid-19 büyük bir ekonomik krizi tetiklemiş durumda.

Covid-19’un yarattığı krizin boyutlarını yavaş yavaş kavramaya başlıyoruz. Washington Post’ta geçen hafta yayımlanan bir makaleye göre krizin ABD’de geldiği nokta, Büyük Buhran adıyla anılan 1929 kriziyle kıyaslanabilir bir seviyeye ulaşmış durumda. Vikipedi verilerine göre 1929 krizinde dünya genelinde 50 milyon kişinin işsiz kaldığı tahmin ediliyor. Bugünkü rakamlara baktığımızda ise, sadece ABD’de işsiz sayısının 22 milyonu geçmiş durumda olduğunu görüyoruz.

Toparlanma ne kadar sürer?

Kesin bir şey söylemek elbette ki zor. Ancak bazı ekonomistlerin tahminlerine göre bu krizin yarattığı işsizliğin toparlanması birkaç sene alabilir. İş dünyası önümüzdeki aylarda normalleşme sürecine girse bile, Covid-19 öncesindeki duruma kısa sürede dönebilmemizin artık pek mümkün olmadığını az çok hepimiz görebiliyoruz. Covid-19 öncesinde ekonominin pek güllük gülistanlık bir durumda olmadığını da dikkate almakta fayda var.

Türkiye’de durum nedir?

Gelişmekte olan ülkelere yönelik beklentiler pek farklı değil açıkçası. Türkiye’de özellikle turizm ve eğlence gibi hizmet sektörlerinde krizin etkilerinin büyük olacağı açık. İç piyasadaki durgunluk bir yana, küresel ticaretteki yavaşlama nedeniyle ihracatçı konumundaki firmalarımız da bu krizi etkilenmeden atlatamayacaklarının farkındalar.

Türkiye’de %13,5 düzeyinde olan işsizlik oranının, bu yıl içinde 1 milyon kişinin daha işsiz kalması sonucunda %17 düzeyine ulaşacağı tahmin ediliyor. Önümüzdeki aylarda işçi çıkarmanın yasaklanması ve kısa çalışma ödeneği gibi önlemler, yaz aylarında sürecin normalleşmeye başlaması durumunda, bu krizin daha da derinleşmesini bir nebze olsun engelleyebilir.

2021 için ne gibi öngörüler var?

Bu yazacaklarım sadece bir tahmin elbette: Ancak şu anda genel kanı 2020’den pek bir şey beklenmemesi, toparlanmanın en erken 2021’de gerçekleşebileceği yönünde. Ama herkesin hemfikir olduğu nokta şu ki, kriz sonrasında iş yapış biçimlerimizde bazı önemli değişiklikler göreceğiz. Örneğin ilk bültende kriz sonrasında firmaların tedarik zincirlerini lokalize etmeye çalışacaklarından bahsetmiştim. Çünkü ucuz diye dünyanın bir ucundan mal alan Avrupalı firmalar, tedarikçilerinin yanı başlarında olmasının ne kadar değerli olduğunu bu süreçte anlamaya başladılar. Bu tür değişimlerin etkileri, ister istemez bize de yansıyacak bazı beklenmedik sonuçlar doğurabilir. Çok spekülatif şeyler yazmak istemiyorum. Ancak bu tür ihtimallerin varlığını görmemizde fayda var.

Temel gelir krizlere bir çözüm olabilir mi?

Temel gelir de nedir?

Temel gelir (İngilizce: basic income), en basit ifade şekliyle çalışıp çalışmadığından bağımsız olarak herkese devlet tarafından temel düzeyde bir maaş bağlanması anlamına geliyor. Bu konuyu muhtemelen sizler de duymuşsunuzdur: Yakın zamanda popüler medyada temel gelir üzerine haber ve değerlendirmeleri sıklıkla görmeye başladık.

Hollandalı ressam Hieronymus Bosch’un ütopik dünya çizimi (1480-1490).

Konu yakın bir tarihte popülerlik kazanmış olsa da, aslında oldukça uzun bir mazisi var: Bu düşüncenin kökeni Thomas Moore’un Ütopya adlı eserine (1516) kadar dayanıyor: Ütopya’da, çalışıp çalışmadıklarından bağımsız olarak, sadece “toplumun birer bireyi olmaları nedeniyle” yaşayan herkesin belli bir gelir sahibi olduğu bir toplum düzeni anlatılır. Tarihçesi hakkında çok ayrıntıya girmek istemiyorum, ancak bu düşüncenin ilerleyen yıllarda başka yazar, filozof ya da siyasetçiler tarafından da dile getirildiğini biliyoruz.

Bu konu günümüzde de tartışılıyor mu?

Evet. Özellikle Endüstri 4.0 düşüncesi çevresinde dile getirilen endüstriyel otomasyonun yaygınlaşması sonrasında artacak işsizliğin tartışılmaya başlanması neticesinde, bu düşünce tekrar bazı siyasetçilerin gündemine girdi. ABD başkanlık seçimi adaylarından Andrew Yang’ı temel gelir düşüncesini savunan yakın tarihli bir örnek olarak gösterebiliriz. Hatta Kanada, Finlandiya gibi zengin ülkeler yanında Hindistan ve Nambiya gibi bazı ülkelerin bu sistemi denemek için bazı lokal deneylere girişmeye başladıklarını da biliyoruz.

Böyle bir şeyin gerçekleşebilme ihtimali var mı?

Elbette var. Ama çok eleştireni olduğu da bir gerçek. Eleştirilerin kökeninde yatan düşünce şu: Herkese böyle bir temel gelir bağlandığı durumda, kim gidip de ağır ve zor sanayi işlerinde çalışmak ister ki? Sanayi işçi bulamazsa üretim yapamaz. Üretim düşerse hükümetlerin vergi geliri azalır. Böylece hükümetler temel gelirin sürekliliğini finanse edemez bir duruma düşer. Bu nedenle eleştiren kesim, temel gelirin kendi kendini baltalamaya mahkum bir fikir olduğunu düşünüyor.

Taraftarı nasıl savunuyor?

Temel geliri savunanlar ise, herkese böyle bir gelir bağlanması durumunda üretimin aslında artacağını düşünüyorlar: Sanayicilerin endüstriyel otomasyona mesafeli durmalarının temel nedenlerinden bir tanesi, insan işgücünün hala daha ucuz olması. Ancak çalıştıracak işçi bulunamaması durumunda sanayinin otomasyona geçişi ister istemez hızlanacak. Bunun sonucu olarak üretim verimliliği artacak ve bu verimliliğin yarattığı zenginlik, hükümetlerin temel geliri finanse etmesini kolaylaştıracak.

Bu bakış açısının gerçekten de doğru bir tarafı var. Çünkü endüstriyel otomasyonun yaygınlaşması için gereken teknolojiler konusunda artık icat etmemiz gereken önemli bir şey kalmadı. Tamamen ekonomik ve sosyolojik etkenlere dayalı bir gecikme yaşıyoruz. Bu noktada William Gibson’un şu sözünü hatırlamakta fayda var:

Peki temel gelir herkese yetecek mi?

Aslında işin püf noktası burada: Herkese temel bir gelir bağlanması durumunda, yukarıda anlattığım şekilde sanayi işlerinin otomasyona dönmesiyle birlikte herkesin sevdiği, keyif aldığı işlere yöneldiği bir hayat tarzının yeşereceği düşünülüyor. Ancak bu tür keyifli, güzel işlerle uğraşan insanların sayısı arttıkça, ekonominin temelinde yatan arz-talep düşüncesine göre bu işlere ödenen ücretler doğal olarak düşmeye başlayacak. Hatta uzun vadede insanların keyif aldığı bu işler ücretsiz yapılmaya başlanacak. Bunun üzerine bir de endüstrinin otomasyona geçmesi de eklenince, müthiş bir bolluğun yaşandığı, hatta insanların temel gelire bile ihtiyaç duymadığı bir geleceğe adım atacağımız düşünülüyor.

İnsanlar keyif aldıkları işleri gerçekten de ücretsiz yaparlar mı?

Bu bülteni okumak için bir ücret ödüyor musunuz? Ya da Mühendishane Akademi eğitimlerini izlemek için? YouTuberları izlemek ya da podcastleri dinlemek için? Eğer gelir konusu çözülürse, insanların ücretsiz çalışmaya gönüllü olduklarına inanmak için yeterli nedenimiz var diye düşünüyorum.

O sırada tarih dersinde…
Tahtada “Bugünün ödevi: Yaşamak için çalışmak” yazıyor.
– Evet, Keith?
– “Çalışmak” yaşlı insanların eskiden yaptığı şeyin adı mıydı?

Güncel trendler ve öne çıkanlar

Günceli yakalamak ve güncel problemler hakkında fikir sahibi olmak için diğer öne çıkan gündem maddeleri arasında neler var, şirketler hangi problemlerle uğraşıyor, nelere para harcıyor, kısaca bir göz atalım.

Çevrimiçi sağlık hizmetlerine talep artıyor.

Temassız endüstrinin yükselişi: İnsanlara temasımızı minimuma indirdiğimiz bir süreç yaşıyoruz. Salgın yakın bir gelecekte kontrol altına alınsa bile, bu sürecin psikolojik etkilerinin uzun bir süre hissedileceğini öngörmek çok zor değil. Birçok sektör bu süreçten çok olumsuz bir şekilde etkilenirken, e-ticaret sektörü patlama yaşıyor. Ne kadar bir artış var, net bir şey söylemek zor. Çeşitli internet sitelerinde e-ticaret %60 arttı, %80 arttı gibi rakamlar görüyoruz, ama bu verilerin nereden alındığına dair çoğu zaman bir bilgi verilmiyor (bir örnek). McKinsey & Company danışmanlık firmasının değerlendirmesine göre, bu alanda en önemli artış gösteren sektörlerden biri teletıp. Amerika’da insanların teletıp hizmetlerine çevrimiçi araçlarla ulaşmasını sağlayan Teladoc Health, 20 Mart ile biten haftada hizmetlerine %50 oranında talep artış olduğunu açıklamıştı. [Link @McKinsey, İngilizce]

Şili’de Covid-19 bağışıklık sertifikaları dağıtılacak: Şili hükümeti Covid-19 atlatan kişilere bağışıklık kazandıklarını belgeleyebilmeleri için bağışıklık sertifikaları dağıtmaya başlıyor. Hastalığı atlatan kişilerin tekrar hastalanmadıkları henüz netlik kazanmış bir konu değil. Ama böyle bir düşüncenin gündeme gelmesi bile, bu sertifikaların ileride işe alım gibi çeşitli süreçlerde rol oynayan bir etken haline gelebileceğini akla getiriyor. [Link @Bloomberg, İngilizce]

Formula 1 de mi sanal dünyaya kayıyor? Çevrimiçi hizmetlere eğilim artarken, Formula 1 pilotları da hünerlerini sanal yarışlarda sergiliyor. Yarışların ertelendiği bu dönemde, Carlos Seinz, Charles Leclerc, Alex Albon ve Lando Norris gibi pilotlar simülasyon yarışlarında boy gösteriyor. Ferrari pilotu Charles Leclerc’in simülasyon yarışlarındaki başarısı sonrasında, birinci pilot Vettel’in de bu platformlarda boy göstermesi bekleniyor. Örnek bir sanal Grand Prix için aşağıdaki yarış özetini izleyebilirsiniz. [Link @Formula1, İngilizce]

Çin Sanal Grand Prix özeti, 20 Nisan 2020.

Covid-19 iklim değişikliğini olumsuz etkileyecek: İkinci bültende Covid-19 etkisiyle başlayan ekonomik durgunluğun, iklim değişikliğini olumlu yönde etkileyeceği beklentisinin henüz pek sağlam kanıtlara dayanmadığından bahsetmiştik. MIT Technology Review’da yayımlanan bir makalede, bu sürecin iklim değişikliğine aslında olumsuz etkileri olacağı anlatılıyor. Salgın sonrasında ekonomik toparlanma arzusuyla gaza basılacağı için sera gazı salımlarının artacağı, Paris anlaşması gereklerini göz ardı etmek için hükümetlerin elinde artık sağlam bir gerekçe olduğu, ekonomik kriz nedeniyle iklim krizi çalışmalarının da bütçe kesintisine uğrayacağı, bu görüşün temel dayanak noktaları arasında gösteriliyor. [Link @MITTechnologyReview, İngilizce]

Ofis gürültüsünü özleyenler için: https://imisstheoffice.eu/

Pazartesi sendromunu özleyeceğiniz aklınıza gelir miydi? Peki ofis gürültüsünü? Kids adında bir kreatif ajans, evden çalışmakta olanlar için ofis ortamının seslerini canlandırabilecekleri bir uygulama geliştirdi. Uygulama belki o kadar ciddiye alınabilecek bir konu değil, geçmişte de benzer örnekler vardı zaten diyebilirsiniz. Ama bu uygulamanın birçok medya kanalında kendine yer bulmuş olmasına, insanların normalleşmeye duyduğu özlemin bir çıktısı diye bakmak lazım sanırım. [Link @IMissTheOffice, İngilizce]

Hava yolu şirketleri çalışmanın bir yolunu buluyor: Koltuklarda taşıyacak yolcu bulamıyorsanız, başka hiçbir şey taşıyamazsınız diye bir kural yok. Japon hava yolu şirketleri boş koltukları kargo için kullanmaya başladı. Özellikle maske ve koruyucu kıyafet talebinin arttığı bugünlerde, Şanghay – Tokyo arasında sefer yapan uçaklarının yolcu kabinleri böyle görünüyor:


Kariyer yolculuğu

Salgın nedeniyle ekonomik durgunluğun zirve yaptığı bu dönemde, ekonomik durgunluk ve krizlerin temelinde yatan etkenlere kısaca bir göz atalım. (Eğitimci: Richard Coffin)

Diplomasız milyarderler bize ne anlatıyor?

Bu adamların yerinde olmak için üniversite diploması gerekmiyor. Ama bu adamlar için çalışmak isterseniz, gerekiyor. Bir yerde bir tuhaflık yok mu?

Steve Jobs, Bill Gates, Mark Zuckerberg ve Jack Dorsey gibi içinde yaşadığımız dönemin süperstar konumuna erişmiş girişimcilerinin üniversite mezunu olmamaları birçok konuşma ve makalenin konusu olmuştur. Konunun gerçekten de dikkat çekici bir yönü var çünkü bu örnekler komik bir duruma işaret ediyor: Bill Gates olmak için diploma gerekmiyor, ama Bill Gates için çalışmak isterseniz, gerekiyor. Enteresan, değil mi?

Bu tuhaflığı nasıl yorumlayabiliriz?

Ben bu durumu, eğitim sisteminin endüstriyel bir sistem olduğunu hatırlatan örneklerden biri olarak görüyorum. Tıpkı fabrikaların ürettiği ürünler gibi, örgün eğitim de belli bir amaca yönelik tasarlanmış ürünler üretiyor: Fabrikalarda çalışacak, hastanelerde çalışacak ya da makine yapacak ürünler üretiyor – yani, çalışanları mezun ediyor. Bu açıdan bakıldığında örgün eğitimin aslında oldukça bariz bir ihtiyaca hizmet ettiği anlaşılabiliyor: Endüstri devrimi sonrasında oluşan çalışan ihtiyacını sistematik bir şekilde karşılamak için kurulan bir sistemden bahsediyoruz. Yukarıdaki örneklerin konumuna gelmek ise, okullarda anlatılabilecek, diplomayla yapılabilecek bir şey değil.

Bu başarıyı taklit etmenin bir yolu var mı?

Ben bunun taklit edilebilir bir formülü olduğunu düşünmüyorum. Kişiye ve çevresel bazı faktörlere çok bağlı hikayeler bunlar. Çevresel diyorum, çünkü saydığım bu dört ismin de aynı yerde çalışıyor olması bir tesadüf değil. (Nedeni hakkında birazdan bir kitap tavsiyesi geliyor.) Ama hikayelerinin başında kendi başlarına ya da ufak bir arkadaş grubuyla başladıkları bir projelerinin olması, ortak noktaları diyebiliriz.

Bu da bizi kişisel projelerin önemi düşüncesine tekrar götürüyor...

Evet. Bir önceki bültende kişisel projelerinizin önemi üzerine bir şeyler yazmıştım. Okumadıysanız bir göz atmanızı tavsiye ederim. Yukarıdaki isimler, girişimcilik açısından dünya şampiyonu diye nitelendirebileceğimiz örnekler. Ama önceki bültende de bahsettiğim gibi kişisel projeler mutlaka finansal kazanç amacıyla yapılması gereken şeyler değil. Direkt olarak para kazanmasanız bile, size farklı açılarda fayda sağlayabilir ve bazı kapıların açılmasını sağlayabilir.

Bir başka örnek?

Madem bugün yazılım dünyasından gidiyoruz, aynı sektörden bir örnek daha verelim: Web tabanlı uygulamalar geliştiren birçok yazılımcının kullandığı Ruby on Rails adına bir uygulama geliştirme çatısı vardır. Yukihiro Matsumoto’nun 1993 senesinde geliştirdiği Ruby dili ile yazılan Rails, David Heinemeier Hansson (kısaca DHH) tarafından 2004 senesinde geliştiriliyor. DHH bu çatıyı, kurucularından olduğu Basecamp şirketinde çalışırken bir yan proje olarak geliştiriyor. Bunu işinin bir parçası gibi görmek yerine ayrı bir kişisel proje olarak ele alıyor, ilerletiyor ve açık kaynak olarak yayımlıyor.

Bugün Ruby on Rails kullanan birçok büyük platform görebiliyoruz. Örnekler arasında GitHub, Shopify, Airbnb, Twitch ve SoundCloud gibi platformları gösterebilirim. DHH belki bu projeden direkt para kazanmadı. Ama Ruby on Rails’in yaratıcısı olarak yazılım dünyasına ismini kazıdı. Hatta bugün adı Mühendishane’nin bu bülteninde bile anılıyor.

Bu bir girişimcilik örneği değil. Patron olmak için şirket kurmaya çalışan birinin hikayesi değil bu. Sadece işinizden bağımsız olarak üzerinde çalışabileceğiniz kişisel projelerinizin aslında ne kadar büyük potansiyeli olabileceğini hatırlatan bir diğer örnek. Kişisel projelerin önemine yürekten inanan bir kişi olarak, bu konuyu ciddi bir şekilde ele almanızı tekrar tavsiye ediyorum.


Kitap tavsiyesi

Outliers (Çizginin Dışındakiler) / Malcolm Gladwell

Yukarıda Bill Gates’inkine benzer ölçekte bir başarının okullarda öğretilemeyeceğinden bahsetmiştim. Çünkü bu kadar büyük ölçekteki başarılarda kişisel özellikler yanında çevresel faktörler de önemli bir rol oynuyor. Üstelik bu faktörler hiç tahmin etmeyeceğiniz, başarıyla ilişkili olabileceğini hiç aklınıza getirmeyeceğiniz şeyler olabiliyor. Malcolm Gladwell’in artık klasikleşmiş diyebileceğimiz bu kitabı, bu beklenmedik faktörlerin neler olabileceğini gerçek örnekler üzerinden anlatıyor.

Bu kitabı okuyalı uzun bir zaman oldu. Ama Bill Gates’in zenginliğine nasıl kavuştuğu, buz hokeyi oyuncularının başarısının hangi ayda doğduklarına neden bağlı olduğu, Beatles’ın modern müzik tarihinin en büyük başarılarından birine nasıl imza attığı aklımda kalan örneklerden bazıları oldu. Ünlü 10.000 saat kuralının da kaynağı olan Outliers’ı, karantina döneminde okuyabileceğiniz keyifli ve ufuk açıcı bir kitap olarak önerebilirim.


Eğitim yolculuğu

Verileri göz ardı edebilmenin gerekliliği üzerine

Veri bilimi, içinde yaşadığımız dönemin en popüler alanlarından bir tanesi. Veri içinde boğulduğumuz bu dönemde, bu verilerden anlamlı bilgiler çıkarabilecek kişilere her kurumun ihtiyacı var. Bunu hepimiz biliyoruz.

Ama veri biliminin suistimal edilen bir yönü de var. Mesela aşağıdaki bu “haber” (tabii eğer bu bir haberse) sadece kötü gazeteciliğin değil, aynı zamanda at gözlükleriyle verilere odaklanmanın da bir sonucu diye düşünüyorum. Nedenine gelin birlikte bakalım.

Veri analizi balıklama atlamadan, dikkatli bir şekilde ele alınması gereken bir konu: Verileri analiz ederek ilk bakışta görülemeyen bir takım bilgilere ulaşabiliyor olmak elbette değerli bir şey. Ama sırf veri analiz edebilen araçlara sahip olduk diye, bu araçları düşünmeden her alanda kullanmak ve neyi optimize etmeye çalıştığımızı sorgulamadan suistimal etmek doğru değil.

Neden?

Mesela yukarıdaki haber, ya da televizyonda gördüğünüz, bunu kim izler ki diye düşündüğünüz o bomboş program, tartışma programlarına çıngar çıkarsın diye çağrılan o konuşmacı, ya da gazetelerde gördüğünüz “şok şok şok” manşetleri, hep verileri parlatmaya çalışmanın bir sonucu. Eğer tıklamayı ölçebiliyorsam, tıklamayı arttırmaya çalışırım. Eğer ratingleri ölçebiliyorsam, arttırmaya çalışırım. Verinin gösterdiği ölçütü maksimize etmeye çalışmak, ve bunu sorgulamadan, anlamadan yapmanın peşine düşmek, aslında içinde yaşadığımız dönemin pek dile getirilmeyen büyük hastalıklarından bir tanesi.

Alternatifi ne olabilir?

Niceliği arttırmak için uğraşmak, çoğu zaman nitelikten ödün verilmesine yol açıyor. Herkesin çok satanlar listesinde birinci sıraya oturmak için uğraştığı bir dünyada ne felsefeye, ne şiire, ne de sanata yer olurdu.

Hangi alanda verilere odaklanıp, hangi alanda verileri göz ardı edebileceğimizin ayrımında olabilmek önemli bir meziyet. Çünkü sadece veriyi maksimize etmek için uğraşmak, gazetelerin manşetlerine amuda kalkan mankenlerin taşınmasıyla sonuçlanıyor.

Bunun eğitim yolculuğuyla ilgisi ne?

Bu bültenlerin “Hakkında” sayfasını hazırlarken, aşağıdaki metni yazmıştım:

…mesleği, branşı her ne olursa olsun, bu meslek ya da branşın temas ettiği diğer alanlarda da kendini geliştirmiş, mesleğine ait konuları sadece uzmanlık alanının bilgisine mahkum bir çerçevede değil, aynı zamanda sosyal, siyasi, çevresel ve ekonomik açıdan da kavrayabilen ve anlatabilen kişiler, içine girdiğimiz dönemin kazananları olacak.

Mühendishane Bültenleri

Uzmanlık alanının bilgisine “mahkum” bir çerçevede kalmanın ne demek olduğunu umarım burada az çok anlatabilmeyi başarabilmişimdir. Mesleğimiz her ne olursa olsun, bu alana temas eden konuları sosyal, siyasi, çevresel ve ekonomik açıdan da kavrayabilmek önemli. O nedenle mühendislerin de tarih, sosyoloji, siyaset bilimi ve felsefe gibi alanlarda okumalar yapmasının gerekliliğine yürekten inanıyorum.

Amuda kalkan mankenler işin komik tarafı. Ama yukarıda tarif ettiğim şekilde kendini geliştirmiş ve dünyayı farklı açılardan da yorumlayabilen mühendislerin olmadığı bir dünyada, iklim değişikliği gibi bizi bekleyen büyük krizlere odaklanacak insan potansiyelini yaratabilmemiz mümkün değil. Sadece tıklamayı arttırır beklentisiyle yukarıdaki “haberi” onaylayan editör gibi, kendi menfaati dışında bir sorumluluk hissetmeyen mühendis ve araştırmacılarla dünyanın büyük problemlerine karşı bilinçlenebilmemiz ve çözüm üretebilmemiz ne yazık ki mümkün olamaz.


Sizin görüşleriniz?

Bir Pazar bülteni daha burada sona eriyor. Bu bültenlerde alışılagelmiş kariyer tavsiyesi banalliğinden uzak kalmaya çalışarak, mümkün mertebe dünyanın güncel durumuyla uyumlu olduğuna inandığım bir çerçevede gördüklerimi, düşündüklerimi ve dikkatimi çekenleri sizlerle paylaşmaya gayret ediyorum. Bilmiyorum sizlere de bir anlam ifade ediyor mu? Her zaman olduğu gibi öneri ve yorumlarınızı aşağıda paylaşmanızdan memnun olacağımı belirtir, henüz abone olmadıysanız, her Pazar yayımlanan bültenlere aşağıdan ücretsiz abonelik yaptırabileceğinizi tekrar hatırlatmak isterim.

Bu bültende mühendislerin neden felsefe, siyaset bilimi ve sosyoloji gibi alanlarda kendilerini geliştirmeleri gerektiği üzerine bir şeyler anlatmaya çalıştım. Felsefeyle haşır neşir olmayanları konuya ısıtmak adına benim de yakın zamanda keşfettiğim Yiğit Tezcan ve Kaan Göker’in bu keyifli Nietzsche sohbetiyle sizleri başbaşa bırakıyorum. Felsefeye merak sarmak adına iyi bir başlangıç olabilir. İyi Pazarlar.

Felsefeye merak sarmak için keyifli bir başlangıç.

Geliştirici: Arda Çetin

Mühendishane, Arda Çetin tarafından hayata geçirilen bir eğitim projesidir. Malzeme mühendisliği üzerine hazırlanan eğitim içerikleri için Muhendishane.org adresini, eğitim ve kariyer bültenleri için Muhendishane.net adresini ziyaret edebilirsiniz.

4 replies on “26.04.2020: Bülten.04”

Merhaba Arda Bey, Her pazar yazılarınızı heyecanla bekliyorum yeni mezun mühendislere yönelik tavsiyeleriniz için teşekkürler. Dünya gündemini sizin sayenizde yakından takip ediyoruz. İyi çalışmalar.

Beğen

umutt için bir cevap yazın Cevabı iptal et

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s