Kategoriler
Genel

12.04.2020: Bülten.02

Bu hafta: Covid havayı temizliyor mu? Evden çalışmanızı kolaylaştırmanın yolları ve sizi programlama öğrenmeye motive edecek birkaç fikir.

Mühendishane’nin ikinci bültenine hoş geldiniz. Bu bültenlerde her ne kadar ana konumuz eğitim ve kariyer olsa da, mevcut gündemin hem eğitim, hem de iş hayatını daha önce örneğini görmediğimiz bir boyutta etkilemiş olması nedeniyle, uzun bir süre boyunca Covid-19 konusuna dokunmadan bir bülten çıkarabilmek pek olası görünmüyor.

O nedenle konuyu daha fazla uzatmadan, Covid-19 üzerinden bazı gündem maddeleriyle bu haftanın bültenine bir giriş yapalım.

Bültenlere abone olun

Bu arada henüz abone olmadıysanız, her Pazar sabah yayımlanan bu bültenleri e-posta yoluyla almaya başlamak için aşağıdaki kutuya adresinizi girmeniz yeterli.

Gündem

Covid-19 salgınının iklim değişikliğine olumlu etkilerinden bahsediliyor.

Sizler de belki medyada görüyorsunuzdur: Covid-19 nedeniyle hem küresel imalat sektörünün durma noktasına gelmesi, hem de ulaşım kısıtlamaları nedeniyle yaşamakta olduğumuz salgının iklim değişikliğine olumlu etkileri olacağından bahsediliyor.

Konu nedir?

2020 senesinin, iklim değişikliği açısından bir dönüm noktası olması bekleniyordu. Mühendishane Akademinin blog sayfasında dönem dönem bu konuda bazı yazılar kaleme alıyorum (bir örnek). Ancak hiç kimse 2020 senesinde böyle bir sağlık krizinin gündemin ana maddesine oturmasını beklemiyordu. Bu beklenmedik salgının yol açtığı küresel yavaşlamanın, iklim değişikliğine olumlu etkileri olacağı düşünülüyor.

İtalya’da sokağa çıkma yasağı sonrasında atmosferdeki azot dioksit (NO2) konsantrasyonundaki düşüş gösteriliyor. (Resim: Avrupa Uzay Ajansı, ESA)

Bu konuda kanıtlar var mı?

Medyada bir takım görseller gözümüze çarpıyor, ancak henüz ciddi bir akademik kurum tarafından ortaya konulan bir kanıt yok. Örneğin yukarıdaki görselde yer alan azot dioksit (NO2) düşüşü, daha ziyade hava kirliliği ile ilişkilendirdiğimiz bir durum. İklim değişikliğini ise atmosferdeki sera gazlarının varlığı ile, özellikle de CO2 ile ilişkilendiriyoruz. (NO2 bir sera gazı değil.) Salgın öncesinde 415 ppm civarında seyreden atmosferdeki CO2 seviyesi, hala yaklaşık aynı değerlerde geziyor. Ancak Stanford Üniversitesi akademisyenlerinden Rob Jackson, Covid-19 salgını etkilerinin bu şekilde devam etmesi durumunda, yıl sonunda atmosfere salınan CO2’de toplamda %5’e varan bir düşüş görülebileceğini belirtiyor. Bu beklenti, 2008 krizinden bu yana CO2 salımında gördüğümüz ilk ciddi düşüşü görebileceğimiz anlamına geliyor.

Yıllar boyunca Mauna Loa Gözlemevinde ölçülen atmosferdeki CO2 değerleri. Bu ölçümleri yapan gözlemevinin okyanusun ortasında bir ada olan Hawai’de, bir dağın zirvesinde olduğunu biliyor muydunuz?

Dünyayı bir anlamda krizler koruyor diyebilir miyiz?

Yaşanan durumun zorluğu bir yana, konunun maalesef böyle bir yanı da var. Beklenti gerçekleşir ve CO2 salımındaki bu düşüşü veriler üzerinde de teyit edebilirsek, 2. Dünya Savaşından bu yana gördüğümüz en büyük düşüşe tanıklık etmiş olacağız.

Atmosferdeki sera gazları bu şekilde temizlenebilir mi?

Maalesef hayır. Covid-19 etkisiyle dönemsel bir düşüş görebiliriz. Ama endüstri devrimi sonrasında yıllarca atmosferde biriken sera gazlarının bu şekilde temizlenmesini beklememiz doğru olmaz. Ayrıca salgın sona erdikten sonra dünyanın aynı çalışma düzenine dönmesi durumunda, yaşanan düşüşün etkisinin hızlı bir şekilde geçeceğini öngörmek de zor değil. O nedenle CO2’deki bu düşüş beklentisine, “bu sağlık krizinin böyle güzel bir sonucu oldu” şeklinde bir yorum getirmek, şu aşamada biraz naif bir bakış açısı olur.

Atmosferdeki sera gazlarını temizlemenin bir yolu bulunamaz mı?

Bazı yolları var zaten. Bilgi için Mühendishane Akademinin bloğundaki bu yazıya göz atabilirsiniz.


Evden çalışma nasıl gidiyor?

Geçen haftaki bültende şirketlerin Covid-19 krizini yönetmek adına aldıkları ortak önlemlerden bir tanesinin, evden çalışma olduğundan bahsetmiştim. Gidişat öyle gösteriyor ki bu sadece geçici bir önlem değil, geleceğin çalışma hayatının normallerinden biri olacak.

Konu nedir?

Amerikanın ünlü yönetim danışmanlığı firmalarından Boston Consulting Group ve ABD İşgücü İstatistikleri Bürosu değerlendirmesine göre dünya çapında 300 milyon kişinin evden çalışma sürecine geçmesi bekleniyor.

Şirketlerdeki tüm birimler evden çalışabilir mi?

Sahada, üretimde çalışan personeller için bunu sağlamak pek kolay değil elbette. Ancak yönetim kadrosu yanında muhasebe, finans, satın alma ve insan kaynakları gibi birimlerde çalışanlar için bu düzeni sağlamak mümkün.

Formula 1 pilotları için bile bir evden çalışma düzeni oluşuyor. McLaren pilotu Carlos Sainz’in evden çalışma programı McLaren sayfasında yayımlanmıştı.

Şirketler bu düzene hazır mı?

Layığıyla hazır olduklarını iddia etmek zor. Çünkü bu sadece laptop bilgisayar ile evden çalışmak, telekonferans programlarıyla da çevrimiçi toplantılar yapmak anlamına gelmiyor. Bunun bir de bilgi güvenliği boyutu var. Çalışanlar, evlerindeki internet ağları üzerinden bağlanıyor olmaları nedeniyle bilgi güvenliği açısından daha savunmasız bir pozisyonda kalıyorlar. Bu durum şirket bilgilerinin güvenliği yanında, kişisel verilerin koruması kanunu (KVKK) kapsamında alınması gereken önlemler açısından da şirketleri zorluyor.

Standart ofis aletlerinin yerine evde farklı alternatifler bulmak mümkün.

Sadece şirketler için değil, çalışanlar için de zor bir süreç.

Evden çalışma, bu düzene alışkın olmayanlar için de alışması oldukça zor bir süreç aslında. Her gün işe ya da okula gitmekten sıkılanlar ilk başta bunu bir tür tatil gibi algılamış olsalar da, işin aslının öyle olmadığını kısa sürede birçok kişi gördü. İş hayatının gerektirdiği disiplini evden hiç çıkmadan günler boyunca aksatmadan sürdürmek zorunda kalmak herkesi zorluyor.

Evden çalışma sürecine nasıl adapte olunabilir?

Benim kişisel tecrübeme göre yapabileceğiniz en büyük hata, nasıl olsa evdeyim diyerek kendini bırakmanız. Evde de olsanız, öğrenci ya da çalışan olarak bazı sorumluluklarınız olduğunu kendinize hatırlatmak adına pijamalardan sıyrılıp günlük bir kıyafet giymek, kişisel bakımınıza özen göstermek ve güne hafif bir sporla başlamak, bir çalışma rutini oturtmanıza yardımcı olacaktır.

Nasıl olsa evdeyim diyerek kanepe üzerinde ya da yatakta kucağınızda bilgisayarla çalışma fikrini de kafanızdan atın. Kendinize düzgün bir çalışma ortamı yaratın ve bu ortamı iş dışında kullanmamaya çalışın.

İşin sırrı programlı olmakta.

Evden çalışmanın en büyük handikaplarından bir tanesi, çok daha esnek bir zamana sahip olmanız. Bu esneklik, doğal olarak belli bir disipline girmenizi zorlaştırıyor. O nedenle güne önceden belirlenmiş bir program ile başlamanız ve bu şekilde günü sürdürmeniz önemli diye düşünüyorum. Kişisel tecrübeme göre bunu abartmanızda da bir sakınca yok: Nasıl olsa sosyal medya ya da haber sitelerinde zaman geçireceğinizi biliyorsanız, çalışma programınızın içine bunları yapacağınız zaman dilimlerini de yerleştirin. Böyle bir programa sadık kalarak çalışmanız, kontrolün sizde olduğu hissini kuvvetlendirip hayatınıza bir düzen de getirecektir.

Evde kalmaya devam

Sosyal mesafenin önemi pinpon topu ve fare kapanlarıyla bu kadar güzel anlatılabilirdi.

Şirketlerin gündeminde neler var?

Günceli yakalamak ve güncel problemler hakkında fikir sahibi olmak için şirketler hangi problemlerle uğraşıyor, nelere para harcıyor, kısaca bir göz atalım.

Eklemeli imalat, Covid-19 sürecinin öne çıkan teknolojilerinden oldu.

Solunum cihazlarına bir alternatif: Covid-19 nedeniyle ortaya çıkan solunum cihazı yetersizliğine dair haberleri siz de medyada görüyorsunuz. Merkezi Belçika’da yer alan ve eklemeli imalat alanında faaliyet gösteren Materialise şirketi, solunum cihazına bir alternatif olarak standart medikal ekipmanları (maske, filtre ve PEEP valfi) bir arada tutan bir bağlantı parçasını 3D yazıcılarla üretme yoluna gidiyor. Ayrıntıları yukarıdaki videoda görebilirsiniz. [Link @Materialise, İngilizce]

Wolfram’dan Covid-19 verileri ve ek kaynaklar: Stephen Wolfram tarafından kurulan ve daha ziyade geliştirdikleri “Mathematica” adlı matematik yazılımıyla tanınan Wolfram, Covid-19 üzerine çeşitli veri ve analizleri derlediği bir sayfa yayımladı. Malum gündemimize dair Wolfram uzmanları tarafından yapılan analizleri ve çeşitli yayınları bu sayfada bulabilirsiniz. [Link @Wolfram, İngilizce]

Covid-19 alüminyumu kötü etkiledi: Covid-19 nedeniyle otomotiv ve havacılık endüstrilerinin küresel ölçekte durma noktasına gelmesi, alüminyum fiyatlarının 2008 krizi sonrasında görülen dip noktalara gerilemesine yol açıyor.

Covid-19 sürecinin kaybedenlerinden biri de alüminyum oldu.

Bloomberg Intelligence verilerine göre, son on yılda yavaşlayan talep nedeniyle bu sene zaten ihtiyaç fazlası olacağı ön görülen alüminyum, 3 milyar insan evlerine çekilince değer kaybını hızlandırdı. Bu kayıp nedeniyle dünyadaki bir çok alüminyum üreticisi karlılığını kaybediyor. [Link @Bloomberg, İngilizce]

İtalya, Maranello’daki Ferrari fabrikası.

Otomotiv sektörü yeniden canlanma peşinde: İtalyan’ların ünlü otomotiv markası Ferrari, 14 Nisan tarihinde fabrikalarını tekrar açmak istiyor. (Güncelleme: açılış tarihi 3 Mayıs tarihine ötelendi.) Bunu başarabilmek adına firma çalışanlarına ve çalışanlarının ailelerine gönüllü virüs taraması yapacağı “Back on Track” adında bir programa başlayacağını açıkladı. Fiat ve Volkswagen’de de bu durgun süreci sona erdirip yeniden çalışmaya başlamak adına çalışmalar var. [Link @AutoNews, İngilizce]

MIT Covid-19 ile temas edenleri takip edebilen bir sistem geliştiriyor: Bir haber de akademiden. MIT araştırmacıları, Covid-19 taşıyıcıları ile temas edenlerin erken tespit edilebilmesini sağlayan bir sistem geliştiriyor. Sistem cep telefonunuzun Bluetooth özelliğini kullanarak kimlerle aynı ortamda bulunduğunuzu tespit edebiliyor. Test sonucu pozitif çıkan bir kişi telefonundaki uygulama aracılığıyla hastalandığını bildirebiliyor. Siz de cep telefonunuzdan yakın zamanda Covid-19 taşıyan birisiyle aynı ortamda bulunup bulunmadığınızı bu program aracılığıyla öğrenebiliyorsunuz. Her ne kadar erken teşhis fırsatı yaratan bir düşünce olsa da, kişisel mahremiyet endişeleri yine gündemde. [Link @TechCrunch, İngilizce]


Sanat & Mühendislik

Mühendisliğin gelişimini ve tarihsel süreç içindeki etkilerini sanat eserleri üzerinden okumak da mümkün. Bu bültende bunun ufak bir örneğine yer vermek istiyorum: Alman ressam Heinrich Kley’in Demons of Krupp (Krupp’un iblisleri) adlı eseri.

Alman ressam Heinrich Kley’in Demons of Krupp (Krupp’un iblisleri) adlı eseri (1913).

Resim, bir dökümhanede işçilerin arasına dağılmış iblisleri gösteriyor. Resmin tarihçesini bilmeyen birisi, bu resmi sanayiye yönelik bir eleştiri olarak algılayabilir. Ancak işin aslı farklı.

Resim, dünyanın en büyük çelik üreticilerinden biri olan, günümüzde ThyssenKrupp adıyla bildiğimiz ve Krupp grubunun sahibi olan Krupp ailesi tarafından sipariş ediliyor. Resimde gördüğünüz iblisler, insanların tarih boyunca elde ettikleri teknik beceri ve kazanımlar sayesinde terbiye edip, kendi amaçları doğrultusunda kullanmayı başardıkları doğanın arkaik, yaratıcı gücünü temsil ediyor. Yani resim her ne kadar ilk bakışta farklı yorumlanabiliyor olsa da, aslında döküm işçilerinin gücüne, kudretine ve yaptıkları işin zorluğuna bir övgü niteliği taşıyor.


Kariyer yolculuğu

Bu haftanın kariyer yolculuğuna kodlayıcı gibi düşünmek üzerine bir animasyonla başlayalım. Kodlama öğrenmek, gerçekten de her mühendisin sistemli düşünmeyi öğrenmek adına kendine yapabileceği önemli iyiliklerden bir tanesi. Aşağıdaki “Bir Kodlayıcı Gibi Düşünün” videosu, bir animasyon serisinin yedinci bölümü. On bölümlük seri, dünyayı kurtarmaya çalışan Etik adında bir kızın ve robot arkadaşı Hedge’in programlama bilmeceleri çözmek durumda kaldıkları maceralarını konu alıyor. Programcı mentalitesini anlamak için izleyebileceğiniz oldukça keyifli bir seri. (Ders: Alex Rosenthal, Yönetmen: Kozmonot Animation Studio)

Tutkunu bulma konusu

Bu hafta, sevdiğin, tutkulu olduğun işi yapma mevzusu üzerine biraz birlikte düşünelim istiyorum.

Yanlış ve banal bir tavsiye: Tutku “aranan ve bulunan” değil, geliştirmek ve büyütmek için bir ömür adanan bir şey değil midir?

Konu nedir?

Kariyer tavsiyesi veren veya iş hayatı üzerine yazılan kitaplarda ya da çeşitli konuşmalarda bu konunun altının çizildiğini görmüşsünüzdür: Sevdiğin işi yap. Hayattaki tutkunu bul. Başarılı olmak için tutkulu olduğun işi yapmalısın, gibi. Açıkçası, ben bunun pek doğru bir tavsiye olduğunu düşünmüyorum. Hatta insanları yanlış yönlendirdiğine inanıyorum.

Sevmediğimiz işi mi yapalım?

Hayır, konu bu değil elbette. Ama benim tecrübeme göre sıra önce tutkuyu keşfedip sonra başarılı olmak şeklinde değil, bunun tersi yönde işliyor. Konu aslında işi sevip sevmemenizle ilgili değil, o işte ne kadar iyi olduğunuzla alakalı diye düşünüyorum. Bir işi, bir konuyu ya da alanı çok iyi öğrendiğinizde ve yaptığınız işi çok iyi bir düzeyde icra etmeye başladığınızda, tutku ve yaptığınız işe duyduğunuz sevgi de kendiliğinden yeşermeye başlıyor.

Biraz daha açabilir miyiz?

Elbette. Bu bir zihniyet meselesi: Yeni mezun gençler mezun olur olmaz sevdikleri, mutlu oldukları bir işte çalışmak istiyorlar. Aslında istemekten ziyade, bütün bu “tutkunu bul” safsatası sayesinde, biraz da böyle bir iş bulmaları gerektiğini zannediyorlar diye düşünüyorum. Ama işin doğrusu, yaptığınız iş aslında sevmeniz gereken bir şey değil. Hatta ilk başta işi sevmemeniz ve zorlanmanız daha normal bile diyebiliriz. İşi sadece sevmek ve sevmemek ekseninde değerlendirmek bence doğru bir bakış açısı değil. Mesleğinize başlarken esas odağınız işi sevmek değil, başarılı bir iş hayatı için gerekli birikimi kazanıp kazanmadığınız olmalı.

Tutku değil beceriye odaklanmak önemli

Mesleğini bir ustanın yanında öğrenen bir çırak gibi, esas odağınız ilerleme kaydetmek ve iş dünyasının değer verdiği becerileri kazanmak olmalı diye düşünüyorum. Başta zorlanmanız, sıkılmanız, kendinizi bu yeni dünyaya ait hissetmiyor olmanız çok normal. Hatta bu zorlanma nedeniyle kendinizi bu hayattan kaçıp kurtulma fantezileri kurarken bile bulabilirsiniz. Ancak bu zorlanmanın gayet normal olduğunu bilin. İşinizi tüm detaylarıyla öğrenmek, mesleğinize dair size değer katacak becerileri kazanmak ve mesleğinizde çok iyi olmak için vereceğiniz uğraş, size uzun vadede başarıyı getireceği gibi, ulaştığınız bu noktada işinize olan duygusal bağınızı da kuvvetlendirecektir.


Kitap tavsiyesi

Göz ardı edilemeyecek kadar iyi olun.

So good they can’t ignore you / Cal Newport

Cal Newport’un Türkçe’ye çevrilen birkaç kitabı var, ancak bildiğim kadarıyla bu kitabı henüz çevrilmedi. O nedenle şimdilik İngilizce okumak durumundasınız. Kitabın içeriği, yukarıda kariyer yolculuğu başlığı altında aktarmaya çalıştığım düşüncelerle büyük paralellik taşıyor: İş hayatında başarılı olmak için tutkunuzu bulmaya çalışmakla uğraşmak yerinde, iş dünyasında değer gören becerileri kazanmaya çalışın. O nedenle yukarıda yazdıklarım eğer size anlam ifade ettiyse ve bu konuda daha kapsamlı bir şeyler okumak isterseniz, “So good they can’t ignore you” aradığınız kitap diyebilirim.


Eğitim yolculuğu

Yukarıda “bir kodlayıcı gibi düşünün” adında bir video paylaşmıştım. Genç mühendislere ve mühendis adaylarına bu hafta verebileceğim öneri bu video ekseninde olacak: Mühendislik becerilerinizi geliştirmek için kodlama öğrenmenizin size büyük fayda sağlayacağına yürekten inanıyorum.

Bilmek, yapabilmektir derler. Birçok konu için bu gerçekten de böyle. Örneğin integral konusunu ele alalım. İntegral hakkında okulda bir şeyler öğrenmiş ve integrali anladığınızı düşünüyor olabilirsiniz. Ama çoğu zaman bu çerçevede geliştirmiş olduğunuz anlayış, sadece okulda size öğretilen bir takım prosedürleri ezberlemekten ibaret olabiliyor.

İntegrali gerçekten anlamak istiyorsanız, ekrana girdiğiniz herhangi bir fonksiyonun integralini alabilen bir program yazmayı deneyin. Becerebilirseniz, bence integrali gerçekten kavramışsınız demektir. Bu sadece integral için geçerli değil: Mühendislik eğitimi kapsamında öğrendiğiniz birçok konuya dair kavrayışınızı bu şekilde test edebilir ve geliştirebilirsiniz.

Matematiksel modelleme ve programlama konularında bilgi sahibi değilseniz, yukarıda, şirketlerden haberler kısmında bahsettiğim Wolfram’ın geliştirdiği Wolfram Notebooks ile hemen şimdi başlayabilirsiniz.


Sizin görüşleriniz?

Mühendishane’nin ikinci bülteninin sonuna geldik. Evlerde kalmak durumunda olduğumuz bir hafta sonunda, umarım eğitim ve mesleki gelişiminize dair fayda görebileceğiniz ve biraz olsun ilham alabileceğiniz bir şeyler aktarmayı başarabilmişimdir.

Bültenlerin içeriğine dair önerileriniz varsa aşağıya yazabilirsiniz. Bir sonraki bülten önümüzdeki Pazar sabahı yayımlanacak. Eğer okuduklarınızdan memnun kaldıysanız, aşağıdaki bağlantılar aracılığıyla arkadaşlarınızın da bültenlere abone olmasını sağlayabilirsiniz.

Evlere çekildiğimiz bu dönemin, sevdiğimiz, takip ettiğimiz birçok kişiyi çeşitli mecralarda yayın yapmaya motive etmesi gibi güzel de bir tarafı oldu. Ben de bu güzel içeriklerin avantajını kullanarak, evlerimizden çıkamadığımız bu Pazar sabahında, sizleri Serdar Kuzuloğlu’nun keyifli ve derin sohbetiyle baş başa bırakmak istiyorum. Herkese sağlıklık bir hafta diliyorum. İyi Pazarlar.

Geliştirici: Arda Çetin

Mühendishane, Arda Çetin tarafından hayata geçirilen bir eğitim projesidir. Malzeme mühendisliği üzerine hazırlanan eğitim içerikleri için Muhendishane.org adresini, eğitim ve kariyer bültenleri için Muhendishane.net adresini ziyaret edebilirsiniz.

6 replies on “12.04.2020: Bülten.02”

Baştan sona okudum
Çok beğendim
Sadece mühendisler için değil
Herkes için çok bilgilendirici ve faydalı bir çalışma olmuş tebrik ederim ve devamlılığını dilerim
Selamlar

Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s